ANA SAYFA   “Sizler niyetinizi Allah için güzel yapin, her isiniz güzel olur, güzel sonuç verir. Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter. Gavs-i Sani Hz.”  


ZİNANIN KÖTÜLÜĞÜ    
       

           Elhamdülillahi ve kefa, Vessela tüvesselamü ala rasülina Muhammedinil Mustafa. Ve ala alihi ve sahbihi ehli Sıtki ve sefa..
Allah’ü Teala hazretlerine sonsuz hamdü senalar olsun.. Rasulü Zişan  Peygamber S.A.V. efendimize salatü selam olsun. Evliyaullahizamın Allahü Teala Sırlarına ali eylesin.
Büyük günahlardan birisi de zinadır. Zina, aralarında meşru bir evlilik olmayan, nikâh bağı bulunmayan kimselerin cinsi ilişkide bulunmalarına denir. Zina, bütün dinlerde ve kanunlarda yasaklanmış ve bu kötü fiili yapanlara ağır cezalar verilmiştir.
Hayvanların dahi düzenli, başı boş olmayan, eşini kollayan cinsel hayatları varken insanların pervasızca hareketleri hayvandan daha aşağı bir özelliktedir.
Belirli bir yaştan sonra cinsel ilişki tabii bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın giderilmesinin tek yolu ise nikâhtır yani evliliktir. Zina bir ihtiyaç değil, insan için büyük bir imtihandır. Allah insana birçok duygu ve arzu vermiştir. Bunlar bizim için imtihan aracıdır. İşte cinsi duygu da insan için büyük bir imtihandır. Allah (c.c) Hz. Adem (a.s) ve eşi Havva annemize yasak meyveden yemeyin dedi şeytan onları kandırdı. İşte şeytan bizi kandırmak için elinden gelen tüm gayreti gösteriyor. Biz de imtihanda olduğumuzun farkında olarak Allah’a sığınmalıyız.
            Hiçbir kötülüğe ortam hazırlamamak ve fitneye yol açmamak için İslam, cinsler arasında bazı prensipler koymuştur.  Müslüman kendini korumaya almalı, iman ve ibadetlerle kendini güzelleştirmeli, haram ve helalleri ve mahremiyet sınırlarını bilerek tertemiz olmaya çalışmalı.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, şüphesiz bir hayasızlıktır, kötü bir yoldur."(İsra:32) Dikkat edilirse "zinaya yaklaşmayın!" buyruluyor. Yapmayın değil, yaklaşmayın. Çünkü yaklaşmakla başlıyor her şey. Yaklaştıkça insanı içine çekiyor, iflah olmaz bir girdabın tam ortasına sürüklüyor.
Dinimiz insanın ve toplumun huzuru için kötülüklere giden yolların hepsini ortadan kaldırmıştır. Bir bakış, dokunuş, gülüş nice hayatların kararmasına sebep olabilir. Kötülüklere giden yolu baştan kapatan dinimiz günaha giden yolları böylece engellemektedir.
            Ayrıca zinanın, ahlâkî, sosyal, hukukî ve sıhhî pek çok zararları vardır. Toplumların çekirdeği ailedir. Sağlıklı nesil bu yuvada yetişir. Çocuk fizikî gelişmesini de, ahlâk ve terbiyesini de önce buradan alır. İnsan sevgisinin kaynağı ailedir.  Bu yuva için en büyük tehlike ise zinadır. Zina her şeyden evvel ailenin oluşumunu engeller. Kurulmuş olan ailenin ise dağılmasına ve perişan olmasına sebeb olur. Aile hayatını bozan zina, aile içinde nefret, güvensizlik ve düşmanlık tohumları eker. Eşlerin birbirinden şüphe etmesine sebep olur. Boşanmalar ve hatta cinayetler dahi olabilir. Bununla beraber babası belli olmayan çocuklar artar. Bu da neslin bozulmasına sebeptir.
 
Bunun içindir ki dinimiz kadınla erkeğin aynı ortamda baş başa kalmalarını yasaklamıştır. Durumu müsait olanların hemen evlenmelerini emretmiş, evlenmenin gereksiz masraflarla zorlaştırılmamasını öğütlemiştir.
            Yesrip (Medine) den gelip Mekke’nin kenarında Akabe denilen yerde Peygamberimizle (s.a.v) buluşan ve onu dinledikten sonra Müslüman olmak isteyenlere Peygamberimiz (s.a.v): "Allah'a ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocukları öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınız hiç bir yalanla bühtan ve iftirada bulunmamak, doğru işte isyan etmemek üzere bana biat ediniz." buyurmuştur. (Buhari, İman,11)
Zina büyük günahlardandır. Olgun iman ile bir arada barınmaz. Nitekim Peygamberimiz:  "Zina eden kişi zina ettiği sıra (tam ve olgun) mü'min olduğu halde zina etmez." (Buhari, Eşribe, 1) buyurmuştur

Eskiden insanlar küçük şehirlerde mahalle gibi yerlerde yaşarlardı. Şimdi ise şehirler büyüdü ve insanlar üzerinde sosyal baskı kalktı. Böylelikle insanlar istediklerini yapmaya başladılar. Şeytana uyanlara ortam doğmuş oldu. Bize düşen bu büyük şehirlerde kendimiz kontrol etmek ve Allah’ın bizi gördüğünü ve bir gün yaptıklarımızdan dolayı hesaba çekileceğimizi unutmamaktır.

Allah’ın haram kıldığı şeylere bakmanın birçok zararı vardır. Bunlardan biri unutkanlıktır. Kitaplarda bildirildiğine göre göz vasıtasıyla beyne aktarılan namahrem görüntüler insanda unutkanlık meydana getirir.
Allah Rasulü (s.a.v), harama bakışın, şeytanın kalbe attığı zehirli bir ok olduğunu belirtmiştir. Bu zehir hemen temizlenmezse, kalbi yaralar, tadını bozar, kirletir ve böylece safiyetini yok eder. Tövbe ve salih amalle temizlenmeyen günahlar, kalbi katılaştırır, karartır ve Allah korusun sonuçta onu manen öldürür. Bunun en büyük sebebi de gözler olur. Çünkü insanın kalbine iki önemli giriş kapısı vardır: Biri göz, diğeri kulaktır. Gözünü ve kulağını haramdan korumayan kimsenin hayali de günahtan temiz kalmaz. Böylece kalp sürekli zehirlenir, ruh perdelenir, gönül huzuru bozulur. Dinimizde ibadet, kulluk ve dostluk kalple olduğu için, onun safiyetini giderecek, sıhhatini bozacak her şey haram kılınmıştır. Bunun için yüce Allah Nur suresinde “Mümin erkeklere ve kadınlara söyle, gözlerini (harama karşı) yumsunlar…” buyurmuştur. Bunun manası “Kalplerini korusunlar” demektir. Kalbin korunması ise ancak edeple olur. İnanan bayan ve erkekler gözlerini harama bakmaktan korurlar. Bu Allah’ın bir emridir.

İnsanın istemeden, aniden karşısına çıkmış olan haram görüntülere bakmaya devam etmeyip kaçınması halinde kendisi için bir günah yoktur. Hatta bu kötü bakışı yapmadığı ve haramdan kaçındığı içinde sevap kazanmaktadır. Ancak bakmaya devam ederse işte o zaman günah kazanır.
 
  Zengin ve küfür ehli bir kadın, savaşta esir düşen bir Osmanlı genciyle eğlenmek ister. Bunun için gerekirse onunla evleneceğini bile belirtir. Esir kampında hüzün ve haya içinde oturan gence yaklaşıp teklifini söylediğinde aldığı cevap ibretliktir: “Benim memlekette yavuklum (nişanlım) var!” Kadın, vaatleri fayda vermeyince, ölümle tehdit ettiği gençten değil arzusuna kavuşmak, bir bakış bile alamaz. Hiddet ve hayret içinde çeker gider”.İşte buna, sevdiğine vefa ve mertlik denir. Bu ahlakın getirdiği güzel hissi ise ancak hayatında bu edebe dikkat edenler bilir. Bizden istenen de bu mertliktir. Mert insan, kimsenin hakkını yemez; zulüm yapmaz. Bir bakışla bile olsa sevdiğinin hakkına girmez, ona verdiği söze ihanet etmez. Çapkınlığın meziyetmiş gibi gösterildiği günümüzde işte bu ahlaka ihtiyaç vardır. 

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) “Yabancı bir kadınla bir erkek baş başa, yalnız yerlerde şaibeli şekilde kalırlarsa üçüncüleri şeytan olur.” Buyurmuştur.  Bu işe sebep olabilecek yerlerden de uzak durulması istenmektedir.
KISSA :
“İki kardeşten biri köyde çobanlık yaparken diğeri şehirde yaşıyordu. Köyde yaşayan  “Bu zamanda şehre gitmek, oranın günahlı hayatına karışmak çok kötü. Ben köyün çobanlığını yapayım, günahlardan uzak kalayımdüşüncesi içerisindeydi.
            Çoban, dağda koyunları, keçileri otlatıyor, bütün namazlarını vaktinde kılıyor, namahreme nazar etmiyordu. Bütün gün zikirle, fikirle, şükürle yaşıyordu. Bir süre sonra manen bir hayli ilerledi, kerametlere bile mazhar oldu.
            Çoban, şehirde yaşayan kardeşini ziyaret etmek istedi. Otlattığı koyunlarından bir miktar süt sağarak bir bez torbaya doldurup ağzını bağladıktan sonra şehrin yolunu tuttu. Ayakkabı tamircisi olan kardeşinin dükkânına varınca torbadaki sütünü duvardaki bir çiviye asıp oturarak sohbet etmeye başladı.
            Bu sırada bir bayan gelerek ayakkabısını tamir etmek istediğini söyleyerek ayağındaki ayakkabıyı çıkarıp tamirciye verdi. Kardeşi ayakkabıyı tamirle uğraşırken bayan çıplak ayakla beklemeye başladı. Kadın az sonra ayakkabısını giyip giderken ormanda görmediğini gören çobanın zihninde değişik düşünceler oluşmaya başladı. İşte o sırada yukarıdan bir şeyler dökülmeye başladı. Başlarını kaldırıp yukarıya baktıklarında bunun süt damlası olduğunu anladılar. Çobanın zihni bulanıklaşmaya başladığı anda torbadaki süt de damlamaya başlamıştı.
            Ayakkabı tamircisi kardeş: “İnsanlardan kaçarak dağ başında veli olmak kolay şey. Bütün mesele işte bu insanların içinde veli olabilmekte dedi. Çoban, Haklısın kardeşim. Demek senin manen yükselmene mani bu gibi manzaralardedi. Ayakkabıcı kardeş, “Nereden çıkardın bende manen yükselme olmadığını? diye sordu. 
            Çoban, Baksana, bir anda düştüm senin yanında. Sen ise her gün bunlarla yüz yüzesin. Yükselmen mümkün mü? diye cevap verdi.
            Ayakkabı tamircisi, “Asıl mesele bunların içinde kendini muhafaza etmektedir. Rabb’ime şükürler olsun ben kendimi şimdiye kadar muhafaza ettim, bundan sonra da muhafaza ederim, inşaallah dedi.
            Bundan sonra ayakkabı tamircisi kardeş, şehadet parmağını ağzına götürüp dilinin ucuyla ıslattıktan sonra doğruca torbanın süt akan yerine Bismillah diyerek bastırdı. Şıp şıp diye akan süt anında kesildi. Bir anlık sessizliği çobanın feryadı bozdu. Kucakladığı kardeşineSen haklıymışsın kardeşim! Asıl mesele, dağ başına kaçmak değil, insanlar içine girmek, onların arasında durumunu muhafaza etmekmişdedi.

 

Peygamber (S.A.V) ashabıyla beraber bulunuyordu. Bir genç çıkageldi ve çok saygısızca:
            — Ya Resulallah! Ben felanca kadın ile arkadaş olmak istiyorum onunla zina yapmak istiyorum dedi.
            Ashab-ı Kiram  bu durumdan çok öfkelendiler. İçlerinden gazaba gelerek genci dövmek ve Resulullah'ın (s.a.v) huzurundan çıkarmak isteyenler oldu. Bazıları bağrıştılar. Çünkü genç çok hayasız konuşmuştu.
            Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bırakın o genci buyurdu. Sonra genci, dizlerini kendi mübarek dizlerine değdirecek şekilde oturttu ve:
            — Ey genç birinin annenle bu kötü işi yapmasını ister misin? Bu çirkin hareket hoşuna gider mi? diye sordu.
Genç hiddetle:
            — Hayır Ya Resulallah  diye cevab verdi. Resulallah (s.a.v):
            — Öyleyse o çirkin işi yapacağın kimsenin evlatları da bundan hoşlanmazlar. Sonra:
            — Peki, sever misin? diye sorduklarında genç :
            — Hayır, asla! diyerek hiddetleniyordu.
              __ Şu halde insanlardan hiç kimse bu işi sevmez buyurdu.
            Sonra Hz. Peygamber (s.a.v) mübarek elini bu gencin göğsüne koyarak şöyle dua etti:
            — Allah’ım! Sen bu gencin kalbini temiz kıl. Namusu ve şerefini muhafaza eyle ve günahlarını da bağışla,buyurdu.
            Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yetenler evlensin. Çünkü evlenmek gözü daha çok muhafaza eder, namusu daha fazla korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler ise oruç tutsun. Çünkü oruç kalkandır.

Manevi ilim sahibi Allah dostları gönül doktorlarıdır. Nice hasta gönüller, onların ilaçlarıyla derman bulmuştur. Doktora ve ilaca güvenmek, tedavinin başıdır. 
Allah dostlarıyla birlikte olmak yalnızca bildiğimiz anlamda insanların bir araya gelmesi şeklinde değildir. Arada ne kadar uzaklık olursa olsun onları düşünmek, yanlarında ve yakınlarında olduğu duygusuyla hareket edip kendilerini örnek olarak görmek, bir arada olmak gibi faydalıdır. Tasavvufta bu durum rabıta olarak adlandırılır.
Allah dostunu hiç aklından çıkarmayıp, onu yanındaymış gibi düşünen kişi, yapıp edecekleri hakkında daha hassas olur. Nefsini bu rabıtayla kontrol eder. Başkalarının tepkilerine göre değil, Allah dostu yanındayken nasıl davranacaksa öyle davranır.
Allah dostlarının yazdığı veya onların sözlerinin derlendiği kitaplarda okuduğumuz gibi, böyle bir rabıtayla irtibat kuran kişinin kalbine nur dolmaktadır. Kendisiyle manevi irtibat kurulan Allah dostunun kalbinden gelen bu nur kişinin kalbini temizlemekte, Allah Tealâ’ya yaklaşabilecek bir hale girmesini sağlamaktadır.
Rabıta insanın kalbini temizleyip ilahi nurla dolmasına vesile olduğu içindir ki günahın barınağı olan nefis kalp sultanının emrine girer. Böylece kişi günahlarını terk edip Rabbinin rızasını kazandıracak amellere yönelir.

TÖVBE

 

Tövbe işlenen günahlardan pişman olmak, bir daha işlemeyeceğine dair Cenab-ı Hakk'a söz vermektir. Tövbe etmek gerçekten pişman olmakla başlar. “Tövbe ettikten sonra günaha her meyledişimizde içimizden bizi uyaran bir ses var” diyen gençler, tövbeyle buldukları huzuru böyle dile getirirken hayatlarına gelen düzene de dikkat çekiyor. Anlaşılan o ki tövbe, insanın hem manevi hem de maddi dünyasında yepyeni bir sayfa açmasına vesile oluyor.
Başka bir genç: “İnsan temizlendiğini düşünerek günahtan daha çok kaçınıyor. Tam günaha dalmak üzereyken içinden bir ses kendisini engelliyor sanki. İnsan böyle bir günahı işlemeyi düşünmekten dolayı bile çok şiddetli pişmanlık duyuyor.” diyor.
Henüz daha hayattayken bir an önce kendimizi sorgulamalı ve davranışlarımızı düzeltmeliyiz. İnsan düştüğü hatalardan en kısa sürede kurtulmaya çalışmalı, hatalarını kabul ederek Allah’tan bağışlanma dilemeli ve onlardan bir daha yapmamak üzere uzak durmalıdır.
Şu da var ki şeytan, daha gençsin sonra tövbe edersin, Allah merhamet eder. Diyerek bizi oyalar ve tövbemizi geciktirir. Bu geciktirmeler uzadıkça kalbimiz günaha alışır ve tövbe etmek artık aklımızın ucundan bile geçmez olur. Sonra günahlar küçümsenmeye sayılmamaya başlar. Şeytan "İşte yapamıyorsun; tövbeni tutamıyorsun. Sen gençliğini yaşa, hizmetine ve ibadetine ara ver. Sonra düzeltirsin kendini."diyerek insanı oyalar; ta ki ecel gelene kadar…
Halbuki insanın yaşı kaç olursa olsun tövbe için geç kalmış sayılmaz. Yeter ki ecel yetişmiş olmasın. Hiç kimsenin son anda ne durumda olacağı belli değildir. O nedenle ecel gelmeden önce günahlarımızın affı için Cenab-ı Hakka yönelmeli ve bir daha yapmamak üzere tevbe etmeliyiz. Vakit bu vakittir; zaman geçirmeden tevbe edip hatalarımızdan uzak duralım, kendimize tertemiz bir sayfa açalım. Allah’ın rahmeti geniştir, ümit kesmek olmaz.
Günaha giren genç, bunu geçici, anlık zevkleri için yapmakta, ancak o anlar bittikten sonra kalpte üzüntü ve keder yumağı kalmaktadır. İnsan yaptığı günahlara vicdanen rahatsız olsa da yine nefsine uyup tekrar düşebiliyor. Günahlara bağımlı olup kalp katılaşmadan önce tövbe etmeliyiz. Hatalarımızı terk edinceye kadar pişmanlığa ve tövbeye devam etmeliyiz. Kul olarak ta zaten başka çaremiz yok.

Bir adam, Hazreti Ali efendimize (r.a) gelir:
Ben yaptığım hatalarla mahvoldum, ne olacak halim?” diye ümitsiz şekilde sızlanır.
Hazreti Ali (r.a) da:
Mahvolacak zamana daha gelmedik, tövbe kapısı henüz kapanmamıştır, tövbe et, yoluna devam et,” der.
O ümitsiz adam:
Benim günahım öylesine büyük ki, tövbe ile filan affa uğrayacak gibi değildir” der.
Hazreti Ali (r.a) da:
Hiç düşündün mü, senin günahın mı büyük, yoksa Rabb’imizin affı mı?” diye sorar.
Adam duraklar, düşünür, “Elbette Rabbimin rahmeti...” der.
Hazreti Ali (r.a) da:  “Öyle ise..” der. “Rahmeti senin günahından büyük olan Rabbimizin affından ümidini kesme de tövbe edip kıble istikametli yoluna devam et.” Adam yine sorar:
Ne zamana kadar tövbe?..
Cevap tek cümledir: “Tövbe ettiğin günahı terk edinceye kadar!..” 
  “Eyvah, ben dengemi kaybedip düştüm, ayağa kalkmam imkânsız, hatta benden istikametli adam olmaz artık..” diye vesveseye kapılmamak gerekir. Böyle demek insana, hedefine doğru yürüme azmini kaybettirir.
            Halbuki Allah Resulü Efendimiz (s.a.v), sürçerek günah çukuruna düşenlerin tekrar dengelerini bulup yollarına devam etmelerini temin için şöyle buyurmuştur:
            “İnsanlar mutlaka hata yaparlar. Ancak hata yapanların hepsi de şerli insan değildir! Hata yapanların da hayırlısı vardır...
            “Kimdir hata yapanların hayırlısı ya Resulallah?” diye soranlara ise:
            “Hatalarından sonra tövbe ederek aynı azim ve aşkla yollarına devam edenler!..” buyurmuştur.

            Gençlik çağı insanın, canının istediğini yapabileceği, iyi kötü her türlü hayalin ardından koşabileceği dönemdir. Bu dönemde kişinin nefsine hakim olması, ibadet ve taatini aksatmaması yaşlı kimseye göre daha zor olduğundan mükafatı da boldur. 

Demek ki insan bazen bilmeden, bazen de nefsine uyarak hata yapabilir, bu her şeyin mahvolması manasına gelmez, ümidin kesilmesini gerektirmez. Kullar ne kadar günah işlemiş olurlarsa olsunlar, bir daha kesinlikle yapmamak üzere dönüş yaparlarsa, yani umutsuzluğa kapılmadan Allah'a yönelip tevbe ederlerse, Allah onları affeder. Günahlarımızın affı ve yeni günahlardan korunma konusunda Allah'tan asla ümit kesmemeliyiz.

 

       
Hazırlayan : Bekir Aytaç
 

© Copyright 2017 | Sohbetleri Ve Kaynakları
««« www.fenafillah.com »»» sitesine aittir. Sohbet ve kaynaklar gerçek kaynaklardan kıyaslanmalıdır.
Gerçek kaynaklarının tespiti yapılmadan, sitemiz kaynak gösterilemez.