ANA SAYFA   “Sizler niyetinizi Allah için güzel yapin, her isiniz güzel olur, güzel sonuç verir. Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter. Gavs-i Sani Hz.”  


ÜMİT VE KORKU    
       

 

           Elhamdülillahi ve kefa, Vessela tüvesselamü ala rasülina Muhammedinil Mustafa. Ve ala alihi ve sahbihi ehli Sıtki ve sefa..
Allah’ü Teala hazretlerine hamdü senalar olsun.. Hz. Peygamber S.A.V. efendimize salatü selam olsun. Evliyaullahizamın Allahü Teala Sırlarına ali eylesin.
Kurbanım Havf yani Korku ve Reca yani ümit; hem yaşama ümidi, hem de ölüm korkusu hem affedilme ümidi, hem de cehenneme gitmek, azaba uğramak korkusu. Yani ne Allah'ın azabından emin olmak ve ne de Allah'tan ümid kesmek.
Ebu Ali Ruzbarî k.s. şöyle demiştir:
“Ümit ve Korku bir kuşun iki kanadı gibidir. İkisi birden bulunursa hem kuşun kendisi, hem de uçuşu düzgün olur. Kanatların birisi bulunmazsa, kuş da, uçması da eksik olur. Kanatların ikisi de bulunmayan kuş ölüme terk edilmiş olur.”

Yüce dinimizin öğrettiği ilahi esaslardan biri de, kulun Rabbi huzurundaki durumu ve teslimiyet ölçüsüdür.
Reca, yani ümit halinde olmak, ebedi hayata dair amelsiz dilek ve beklenti içinde olmak değildir. Ümit ile dilek/temenni arasında fark vardır. Boş temenni ciddiyetsizliktir, bir şey sağlamaz, gayret yoluna sevk etmez. Ümit sahibi ise tam aksine hareket eder. Ulaşmak istediği şeyin gereği olan çaba ve gayreti gösterir.
Ümitle boş hayali de birbirinden ayırmak gerekir. Çünkü ümit, işin gereğini ve elden geleni yaptıktan sonra güzel sonucu beklemek, hayırlara ulaşmayı ummaktır. Boş hayal ise lazım olan hiçbir şeyi yapmadan güzel sonuçlar elde edeceği düşüncesiyle avunmaktır. Elindeki buğdayı tarlaya ekmeden mahsul beklemeye benzer.
İbadet ve tövbeyi ileride yaparım, nasıl olsa Allah beni de affeder, cennette bana da bir yer bulunur diyerek Allah’a kullukta gevşek davranmak, nefsin keyfine göre yaşamak büyük bir aldanış, boş bir bekleyiştir. Bu şeytanın aldatmasıdır. Nitekim Allah Rasulü s.a.v., güzel işleri ileride yaparım diyenlerin pişman olacakları uyarısında bulunmuştur:
“Akıllı kimse, nefsine hakim olup ölümden sonrası için amel edendir. Aciz ve ahmak kimse ise nefsinin keyfine göre yaşayıp Allah’tan güzel şeyler bekleyendir.”

Buna göre mümin, keremi ve rahmeti sonsuz olan Yüce Yaratıcısı'na büyük bir muhabbet ve tazimle teslim olacaktır. Ne kadar kusurlu ve günahkâr olsa da O'nun affından ümidini kesmeyecektir.

Ancak, Allah'ın bu sonsuz rahmet ve affının yanı sıra, azabının da çok şiddetli olduğunu da unutmayacak; O'ndan korkacak ve gazabından emin olmayacaktır. Yani mümin daima korku (havf) ve ümit (recâ) arasında bulunacaktır.
Hz. Ali r.a., günahlarından korkup ümitsizliğe düşen birine:
– Seni bu hale düşüren nedir, diye sordu. Adam:
– Büyük günahlarım, diye cevap verdi. Hz. Ali r.a.:
– Hay yazık sana! Allah’ın rahmeti senin günahlarından daha büyüktür, dedi. Adam:
– Benim günahlarım hiçbir şeyin temizlemeyeceği kadar büyük, dedi. Hz. Ali r.a.:
– Hayır! Asıl senin Allah’ın rahmetinden ümidini kesmen, işlediğin günahlarından daha büyük, dedi.

Ademoğlu için bu hayat, gerçekte ümit ve korkuyla dolu bir imtihan yeridir. Bu imtihanda başarı, korku ve ümidin tatlı ahengi içinde yaşayabilmektir. Çünkü fazla korkudan ümitsizlik, korkusuz ümitten de gaflet doğar.

Mümin, Rabbinin büyüklüğünü ve azabının çetinliğini bilerek O'ndan korkar. Yani Allah'tan en çok korkan, O'nu en çok bilendir.

Rasulullah s.a.v. Efendimiz, ölüm halinde bulunan bir gencin yanına gitti. Gence:
– Kendini nasıl buluyorsun, diye sordu. Genç:
– Allah Tealâ’nın rahmetini umuyorum. Günahlarımdan da korkuyorum, dedi. Bunun üzerine Efendimiz s.a.v.:
– Bir kulun kalbinde bu ikisi bir araya gelirse, Allah Tealâ o kula umduğunu verir, korktuğundan emin kılar, buyurdu.

Bu sebeple Rasul-i Ekrem (A.S.), "Ben, içinizde Allah'tan en çok korkanınızım" (Buhari) buyurmuyor mu? Fatır Suresi'nin 28'inci ayeti de işte bu manaya işaret ediyor: "Kulları içinde Allah'tan ancak Alimler korkar."

Görülüyor ki, ilahî bilgi arttıkça kalbe düşen korku da çoğalıyor. Fakat ümitle dengelenen Allah korkusu insanı bunalımlara değil, isyandan uzak durmaya, geçmişi telafi için taat ve ibadete, geleceğe hazırlanmaya sevk eder. Bunun için büyükler: "Herkes korktuğunda kaçar, yalnız Allah'tan korkan O'na yaklaşır." demişlerdir.
Allah korkusu, toplum hayatında da dengeleyici bir etkiye sahiptir. İnsan, Allah korkusuyla kul hakkından, hırsızlıktan, dolandırıcılıktan, cana kıymaktan uzak durur. Eline fırsat geçse bile vahşileşip suçlara yönelemez. Yaratıcısı tarafından her an görüldüğü ve denetlendiği imanını vermeyen bir eğitimin, insanı faziletli kılmadığının örneklerini hergün yaşamıyor muyuz?

Şu da bilinmelidir ki, Allah korkusu makbul olmakla birlikte, bazılarının zannettiği gibi "ne kadar çok korkulursa o kadar iyidir." görüşü de doğru değildir. Aslında korku, insanı Allah'a yaklaşmak için ilim ve amele sevkeden ilahî bir kamçıdır. Aşırı derecede korku ümitsizliğe düşürür, amelden alıkoyar, ve sahibini şaşırtır. Oysa bir şeyin fazileti, Allah'a kavuşma mutluluğuna katkısı ölçüsündedir.7
Hz. Ömer r.a. şöyle derdi:
“Semadan birisi, ‘Ey insanlar, bir kişi hariç hepiniz cennete gireceksiniz!’ demiş olsaydı, o bir kişinin kendim olmasından korkardım. Yine semadan birisi, ‘Ey insanlar, bir kişi hariç hepiniz cehenneme gireceksiniz’ demiş olsaydı, cehenneme girmeyecek olan o tek kişinin ben olacağımı ümit ederdim.”

Allah neden benim kusuruma baksın? Nasılsa cennetinde bana da bir yer vardır." gibi bir anlayışla, ölçüsüz, kontrolsüz bir hayat yaşamak değil; insanın gücü yettiğince çabaladıktan sonra ilahî rahmeti ummasıdır. Böyle ümidin belirtilerinden biri, Allah'a yönelmekten zevk almaktır. Bu durumda mümin, O'na yalvarmaktan hoşlanır, içten saygı duyar ve O'nun ne kadar lütufkâr olduğunun idraki ile yaşar.

Ümit ederek amel etmek, korku ile amel etmekten daha makbuldür. Çünkü sevgi insanı Allah'a daha çok yaklaştırır. Sevgi ise korkuyu değil, ümidi çoğaltır. Sevgi ve korkunun Allah'a yakınlaştırmadaki etkisi, şu örneğe benzer: Bir adam, iki hükümdara hizmet ediyor. Ama birine korktuğu, diğerine de sevdiği için. Elbette sevdiği için hizmet ettiği hükümdarın yanındaki itibar ve makamı, diğerinden daha yüksek olacaktır. Bunun için, ayet-i kerimelerde, hadis-i şeriflerde ve büyüklerin sözlerinde ümitle ilgili teşvik ve yönlendirme vardır.

Cenab-ı Hak: "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz." (Zümer/53) buyuruyor ve ümitsizliği yasaklıyor.

Bakın Allah Rasulü (A.S.) de acziyetinin farkında olan kalplere nasıl ümit aşılıyor:

"Müminin kalbinde korku ve ümit toplandığı müddetçe Allahu Tealâ o kuluna umduğunu verir, korktuğundan da emin kılar."

Ebu Hüreyre r.a. anlatıyor:
Rasulullah s.a.v. şöyle buyurdu:
“Bir adam vardı, (günah işleyerek nefsine zulmetmekte) çok ileri gitti. Ölüm gelip çatınca oğullarına:
– Ben ölünce cesedimi yakın, külümü iyice ezin ve rüzgâra saçın. Allah’a yemin olsun, eğer Rabbim beni bir yakalarsa hiç kimseye vermediği azabı verir, dedi.
Ölünce bu söylediği yapıldı. Allah da yere emrederek, ‘Sende ona dair ne varsa bana toplayıver!’ dedi. Yeryüzü de topladı. Allah Tealâ adama:
– Sen böyle bir vasiyeti niye yaptın, diye sordu. Adam:
– Senden korktuğum için ey Rabbim, cevabını verdi. Bunun üzerine Allah Tealâ onu affetti.”

Resul’ü Zişan (S.A.V.) Efendimiz bir hadisi şeriflerinde
"Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, Allahu Tealâ kuluna şefkatli bir annenin yavrusuna olan merhametinden daha şefkatli ve merhametlidir." Buyurmuştur. (Buhari, Müslim)
 Allah’ü Teala Bizleri Hakkıyla Ondan korkarak ve ümidini kesmeden amel edip yolundan gidenlerden eylesin.
Mevla-i Zülcelal bizleri Saadatlardan ayırmasın..
Rabbim bizleri Saadatların Himmetinden, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin şefaatinden mahrum bırakmasın. Son nefesimize kadar bizi bu kapıdan, kalbimizi zikirden, dilimizi şükürden ve ebedül ebed bu kapıdan ayırmasın.
Peygamber s.a.v. Efendimizin Ruh-i Saadetleri, Saadatı kiramın Ruhları için, Burada bulunan tüm kardeşlerimizin ahrete intikal etmişlerinin de ruhu için, Allah Rızası  için El Fatiha maassalavah..

 

       
Hazırlayan : Bekir Aytaç
 

© Copyright 2017 | Sohbetleri Ve Kaynakları
««« www.fenafillah.com »»» sitesine aittir. Sohbet ve kaynaklar gerçek kaynaklardan kıyaslanmalıdır.
Gerçek kaynaklarının tespiti yapılmadan, sitemiz kaynak gösterilemez.