ANA SAYFA   “Sizler niyetinizi Allah için güzel yapin, her isiniz güzel olur, güzel sonuç verir. Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter. Gavs-i Sani Hz.”  


TÖVBE    
       

           “Günahlarına tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.” Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)
Kul deyince aklınıza ne gelir? Sıralıyabileceğiniz birçok özelliğin arasında, hiç şüphesiz ‘muhtaç varlık’ tanımı da vardır. Gerçekten de makamı-mevkisi, parası-pulu ne olursa olsun, kul olarak yaratılan insanoğlunun en temel vasıflarından biri, her an ihtiyaç içinde bulunmasıdır. İnsan her şeyden önce Yaratıcısı’na muhtaçtır. Ve bu ihtiyacı dünya ve ahirette hiçbir zaman bitmeyecektir.
Esas olarak, ihtiyaç içinde olmak bir kusurdur. Kusur deyince hemen günah anlaşılmasın. Hayatı bile başka birinin elinde olan bir varlık devamlı noksanlık içindedir. Noksanlık bir kusurdur. Hiç bir kusuru bulunmayan ve kimseye ihtiyacı olmayan sadece Aliahu Tealâ’dır, Onun bu sıfatta da tek olduğunu ifade için, ‘kusursuz kul yoktur’ denir.
Peygamberler dahil, bütün insanlar ihtiyaç içindedirler. Bu ihtiyaçlarını gideren Yüce Allah’a karşı teşekkür ve minnettarlık, yani şükür farzdır. Şükrün en başı da nimet sahibini tanımak ve ona saygı göstermektir. İşte buna iman denir, Yüce Allah’a şükür O’na imanla başlar, ve bir sonu yoktur. Çünkü kulun ihtiyaçları hiç bitmez, Bu ihtiyaçları gideren Yüce Allah’ın ikramlarının da bir sonu yoktur.
 Peygamberler başta olmak üzere bütün insanların Yüce Allah’a karşı yapacakları en büyük amel, kul olduğunu bilmektir. Sonra acizliğini görmek gelir. Aciz kulun en faziletli işi, Yüce Rabbi’nin iyilik, ihsan ve nimetlerine karşı şükürdeki kusurlarını kabul ve itiraf etmektir. Peygamberlerin gözyaşı döktükleri kusurlar, işte bu tür kusurlardır. Onlar, Yüce Mevlâ’ya kulluk olarak ne yapsalar az görür, kusurlu bulur, bunun için göz yaşı döker, tevbe yapar, istiğfar ederler. Bu, sevenlerin korkusu ve gözyaşıdır.
 Kalbin O’na Dönüşü: Nasuh Tevbesi
Tevbe dönmektir. Nasuh, samimi olmaktır. Nasuh tevbesi ise, içi ve dışıyla samimi olarak Yüce Allah’a dönmektir.
Nasuh tevbesi, kalp, gönül, dil, hal ve azalarla günah işlememeye kesin olarak karar vermektir.
Nasuh tevbesi, Yüce Allah’a dostluğu seçmektir. Bunun için O’nun razı olmadığı her şeyi sevgi ve iradesiyle terk etmektir. Sevgi olmadan yönelme olmaz. İrade olmadan kulluk yapılmaz.
Tevbenin aslı, Yüce Allah’a sevgi ve saygıya dayanır. Saygının içinde korku da vardır. Bu korku azap korkusu değil, ayrılık korkusudur. Kulun Yüce Rabbi’nin sevgi ve rahmetinden uzaklaştırılması ve Cemalullah nimetinden ebediyyen mahrum olması, cehennem ateşinde daha şiddetli, daha korkunç, daha acı verici bir azaptır.
Nasuh tevbesi, Yüce Allah’ın davetini can u gönülden kabul etmektir. Samimi tövbe, sırf Allah rızası için yapılır. Kınanmaktan kurtulmak, insanlar arasındaki şerefini korumak, dünyevî bir menfaat ele geçirmek, günahın zilletinden uzak kalmak için yapılan tevbeler, samimi ve saf değildir. Hatta manevi dereceler elde etmek, ibadetle itibarlı olmak, itaat içinde tatlı bir hayat yaşamak, keşif ve kerametlere ulaşmak gibi manevî nimetler için yapılan tevbeler de arifler tarafından tenkit edilmiştir. Çünkü onlarda nefsin hoşlandığı şeylerön plana çıkmaktadır. Halbuki nasuh tevbesinde tek hedef, Yüce Allah’ın rızasına ulaşmaktır. Bu çok ince bir noktadır.

 Tevbe Peygamberlerin Ahlâkıdır
Ariflerin belirttiği gibi, tevbe bizlere insanlığın babası ilk peygamber Hz. Adem  A.S.‘dan miras kalmıştır, Hz, Adem A.S. dünyaya tevbe ederek gelmiştir, tevbe ederek gitmiştir. Sadece o mu? Bütün peygamberlerin ahlâkı böyledir. Yüce Rabbi’ne tevbe etmeyen, kusurlarına ağlamayan, nefsi ve ümmeti için inlemeyen hiçbir peygamber yoktur. Peygamberler böyle olunca, diğer insanlar tevbeden nasıl uzak kalabilir?
Tevbe, insanoğluna takdir edilmiş ezeli bir hükümdür. Değişmesine de imkan yoktur, Kâfir olsun mümin olsun, bütün insanlar tevbeye muhtaçtır, tevbe ile yükümlüdür. Ve bu yükümlülük ölene kadar devam etmektedir. (Gazalî, İhya)
Bütün gelmiş ve gelecek günahları affedilmiş Hz. Muhammed A.S. Efendimiz’in şu beyanları meselenin ciddiyetini anlatmaya yeterlidir:
“Ey insanlar! Allah’a tevbe ediniz. Şüphesiz ben günde yetmişten fazla, (ya da yüz defa) Allah’a tevbe ediyorum.” (Buharî, Müslim)
 “Kalbimi (nurdan bir takım) perdeler kaplar ve bu sebepten dolayı  Allahu Tealâ’ya günde yüz defa istiğfar ederim.” (Müslim, Ebu Davud)
Hiç kusur işlemeyen kul yoktur. ‘Kusurum yok’ demek,  en büyük kusurdur. Peygamberlerin kusuru, kendi makamlarına göredir. Onlar devamlı Cenab-ı Hakk’ın huzurunda bulunmaktadırlar. Norma! şartlarda güzel ve doğru olan bazı şeyler, o huzurda kusur gibi uyarı alabilir. Tevbe, Allah’ın dostlarının en sevimli amelidir, Kur’an’da peygamberler ve ümmetleri devamlı tevbeye davet edilmiştir. Bu haliyle tevbe başlı başına bir ibadettir. Her yönüyle zikirdir, şükürdür, tefekkürdür.
 Ya Şeytana Teslimiyet, Ya Allah’a
Tevbe edilecek amellerin en başında Yüce Allah’ı inkâr gelir. Sonra sırasıyla şirk, nifak, fısk denilen büyük günahlar ve küçük günahlar gelir. Büyük günahların başında dini tahrif, bid’at, sünneti inkâr, yalan söyleme, kibir, riya, kendini beğenme, insanları küçük görme, ibadetiyle övünme, haset, gıybet, aşırı dünya sevgisi, zikirden gaflet, ahireti unutma, namazı terk etmek gibi günahlar gelmektedir.
Nasuh tevbesi, gizli-açık, büyük-küçük, zahirî-batinî bütün günah çeşitlerinden kalbi ve kalıbı temiz tutmaktır. Bu, ölene kadar devam edecek bir vazifedir. Kâmil mümin, haramlara dikkat ettiği kadar, iyilik ve ibadetlerindeki kusurlara da dikkat eder. Çünkü şeytan harama götüremediği müminden elini çekmez, onun ibadetlerine musallat olur, İbadeti ile zarara sokmaya çalışır. İbadetin içindeki edepleri hafife almak, gaflete düşmek, ibadetine gösteriş katmak, ameline güvenmek, yaptığı hayırlarla sonunun kesin cennet olduğunu düşünüp tevbeyi terk etmek, kendisini insanların en takvalısı ve faziletlisi görmek gibi gizli günahlarla onu felakete sürükler, Bunun için her mümin bir kusur işlediği zaman tevbeye sarıldığı gibi, bir ibadet yaptığı zaman da peşinden tevbe ve istiğfar etmelidir. Edep budur.
Emniyet, ibadete değil, Yüce Allah’a güvenmektir. Bir arifin belirttiği gibi, halk günahlarından, veliler ise yaptığı iyiliklerdeki kusurlarından Allah’a tevbe eder. (Ebu Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb)

Günahlarda Saklı Hikmet
Allahu Tealâ yeryüzünde kusur işlenmesini istemeseydi, nefis ve şeytanı yaratmazdı. Tevbeleri kabul etmeseydi, “tevbe ediniz” emrini vermezdi, Allahu Tealâ’nın haram ve isyanda rızası yoktur, fakat iyilik ve kötülüğü yaratan O’dur. O’nun yarattığı her şeyde bir hikmet, ibret, ilim ve terbiye vardır. O, kullarını hayır ve şer içinde imtihan eder. Böylece onlara tek ilâhlığını, mutlak Rab'lığını, sonsuz kudretini, ilmini, hikmetini, rahmetini, lütfunu ve kahrını gösterir. Ayrıca bu imtihan içinde kulların acziyetini ispat eder, nefislerini tanıtır, terbiyelerini gerçekleştirir. Yüce Allah’ın her işinde hayır vardır. Kul günahta ısrar eder ve tevbeye yanaşmazsa, sonuç felaket olur. Kusurunu anlayan, haline ağlayan ve el açıp Rabbi’ne yalvaran bir kul ne güzel kuldur..
Cenab-ı Hakk’ın “Rahman”, “Rahim”, “Gaffar”, “Settâr”, “Tevvab” gibi yüce sıfatları mevcuttur. O, bunlarla tecelli edip yüceliğini göstermeyi murat etmektedir, Bunun tezahürü için bir sebep ve mahal gerekmektedir. Bu sıfatların tecellisi için en güzel sebeplerden birisi, kusur içindeki kulun hatasını anlayıp, Yüce Rabbi’ne yalvarmasıdır, Kula düşen, kusurunu anlayıp ağlamak, Yüce Rabb’e layık olan ise bağışlamaktır. Böylece kulların acizliği, Mevlâ’nın yüceliği anlaşılmış olacaktır.
Helali bırakıp harama girmek büyük bir kusurdur. Aynı şekilde günaha dalan bir kulun onu küçümseyip, “yaptığım ne ki?” diyerek tevbeyi terk etmesi, daha büyük bir kusurdur. Bunun için Yüce Rabbimiz: “Tevbe etmeyenler, zalimdir.” (Hucurat /11) buyurmuştur,
 Derman Yüce Allah’ta
Tevbe herkese lazımdır. Tevbe, kulun hasta kalbine acıması ve ilâhî rahmete koşup ilacını istemesidir. Dert kulda ise, derman Yüce Allah’tadır,
Günahların bir kısmına tevbe etmek de geçerlidir. Bir insan bazı günahları kolayca terk edebiliyor fakat bir kısmına tevbe ettiği halde koruyamıyorsa, tam tevbe ettiği günahları affedilir. Her günahın peşinden hemen tövbe etmek farzdır. Sonra tövbe ederim demek yanlıştır ve felaket sebebidir.
“Ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara/195) ayet-i celilesinin tefsirinde bazı alimler derler ki:
Kendisini tehlikeye atan kimse, büyük bir günah işledikten sonra, ‘helâk oldum! Artık bana hiç bir amel fayda vermez, ben affolmam,’ deyip, tevbe ve istiğfarı terkeden kimsedir, (Taberî, Camiu’l-Beyan; lbnu Kesir, Tefsir)

 

Eğer Yüce Rabbimiz kullarını ilk kusurlarının peşinden yakalayıp cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde ikinci kez günah işleyecek kimse kalmazdı. Bize verilen ilâhî emir şudur: “Ey iman edenler! Nasuh bir tövbe İle Allah’a tövbe ediniz. Bunu yaparsanız Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlerine koyar.” (Tahrim/8)

 

Güzelliklere Omuz Omuza Yürümek
Tevbe ve istiğfar, her yerde, her zaman tek başına yapılabilir, yapılmalıdır. Bu iş, müminlerin şahitliği ve dua desteği ile cemaat halinde de yapılabilir. Tek başına tevbe yapmak ve istiğfar etmek kolaydır, fakat tevbeyi korumak zordur. Allahu Tealâ; “Ey iman edenler, topluca tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur/31) ayetinde, şeytana ve günahlara karşı birlik içinde hareket etmeyi emretmiştir. “Takvada ve iyilikte birbirinize yardımcı olun.” (Maide/2) ayeti de, takvanın tek başına bulunamayacağına işaret eder. Bunun için cemaat halinde tevbe etmek ve Allah yolunda birbirini desteklemek gerekmektedir. Bu, güzel kulluk için en faydalı ve en kolay yoldur.
Tasavvufta mürşid nezaretinde yapılan tevbe, ayette emredildiği gibi topluca tevbe etmektir. Tevbe sadece Yüce Allah’a yapılır. Kâmil mürşid ve müminler bu tevbeye şahitlik yapar, tevbe edene destek verir, kusurlarını tanımada ve terk etmede yardımcı olur. Mürşide ‘beni affet’ denmez; ‘benim affım için Rabbim’e istiğfar et, tevbe etmede bana yardımcı ol’ denir. Bir müminin, anne-babası, evlatları, diğer mümin kardeşleri ve dostları için istiğfar etmesi, ağlaması, Yüce Allah’a yalvarması en faziletli amellerden birisidir. Bu, Kur’an ve Sünnet’te teşvik edilmiştir.
Tasavvufta manevi terbiyeye girerken önce Yüce Allah’a tevbe edilir, peşinden mürşide intisap yapılır. İntisap, Allah yolunda güzel kulluk yapmak için kâmil mürşide talebe olmak ve bunun hakkını yerine getireceğine dair söz vermektir. Bu iş, Allah yolunda Allah dostunu kendine rehber edinmek, şahit yapmak, yardımcı seçmek ve örnek almaktan ibarettir.
Mürşidle yapılan tevbe ve intisap, Kur’an ve Sünnet’te biat olarak zikredilir. Biat, Allah yolunda sadık olacağına ve güzel kulluk yapacağına dair Allah’ın halifesi önünde söz vermektir. Bu halife hayatta iken Hz. Peygamber A.S.’dır. Kendisinden sonra da ümmetin idare ve terbiyesini üstlenen gerçek alimlerdir.
Kâmil bir mürşid huzurunda tevbe yapmayı hırıstiyanların papaz önündeki vaftiz olayına ya da günah çıkama işine benzetmek çok büyük bir hatadır Hırıstiyanlar, yaptıkları günahları papaza bir bir anlatıp kendisinden affedilmeyi ve temizlenmeyi isterler. Papaz da onlara merhamet edip, günahlarını temizlediğini ve Allah adına affettiği söyler. Bu yanlıştır. Hiç kimsenin Allah adına günah affetme yetkisi yoktur. Günahları temizlemek de sadece Yüce Allah’a ait bir iştir.
Kâmil mürşidin işi insanların kusurlarını dinlemek, günahlarını silmek ve isyanlarını affetmek değildir. O sadece Yüce Allah’a yönelmek ve tevbe etmek isteyen bir kula, bu yönelmede yardımcı olur, tevbe etmede yol gösterir, kendisi ve talebesi için istiğfar eder, samimiyetle ilâhî huzurda boyun büker ve Allah’tan af diler, Sonra kendisine intisap eden talebesinin manevi terbiyesi ile meşgul olur. Ona kalbini gaflet, isyan, şehvet, kibir, haset, gösteriş gibi manevi kirlerden temizlemek için lazım olan zikir ve ibadetleri öğretir. Şeytan ve nefse karşı uyanık tutar, tedbir alır. İşte buna takva ve edep yolunda yardımlaşma denir

 

       
Hazırlayan : Bekir Aytaç
 

© Copyright 2017 | Sohbetleri Ve Kaynakları
««« www.fenafillah.com »»» sitesine aittir. Sohbet ve kaynaklar gerçek kaynaklardan kıyaslanmalıdır.
Gerçek kaynaklarının tespiti yapılmadan, sitemiz kaynak gösterilemez.