««« www.FenaFillah.com »»» Sohbet, Hadis, Menkıbe, Kalp, Tasavvuf, Hadis, Siyer, Nasihat, Evliyalar, Kaynak, Muhabbet, Derviş, Sufi, Vaaz, Hutbe, Sema, Yıldız, Muhabbet, Aşk, Mevlana, Mesnevi, İlmihal, Fıkıh, Kelam, Soru, İslamiyet, Cahiliye,İlahi, Kaside, Mevlid, Regaib, Recep, Şaban, Ramazan, Oruç, İftar, Üç Aylar, Haram Aylar, Kandil, Vacip, Farz, Sünnet, Mübah, Müstehap, Telefon, İletişim, Fillah, Fena, Fena Fillah, Fenafillah, Hazret, Tarikat, Camii, CEmaat, Helal, Haram, Şeriat, Hakikat, Rabıta, Emir, Nehiy, Miraç, Kadir, Kadir Gecesi, İyi, Kötü, Evlat, Aile, Akraba, Aile Hukuku, Alim, Molla, Feraset, Keramet, İstikamet, Çirkin, Amel, Salih, Salih Amel, İman, İslam, Ezber, Hafız, Dil, Bela, Dil Belası, Taş, Diken, Evliya, Buhara, Semerkand, Namaz, Hac, Oruç, Zekat, Fitre, Sadaka, Melekler, Melek, Peygamber, Nebi, Resul, Habib, Ahiret, Kıyamet, Alamet, Haşr, Neşr, Lokma, Seyyid, Elh-i Beyt, Sahabe, Tabiin, Ensar, Muhacir, Vatan, Sevgi, Kardeşlik, Barış, Huzur, Mubah, Caiz, Müekked, Kifaye
Fenafillah ANA SAYFA

Fenafillah

SÜNNETİN HAYATIMIZDAKİ YERİ

"Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir." (Haşr 59/7)

Sünnet kelime olarak “yol, âdet, gidişat, huy, karakter, mizaç, hal, tavır, davranış” gibi anlamlara gelmektedir.

Terim olarak sünnet, Hz. Peygamber’e (s.a.v) nisbet edilen her türlü söz, fiil ve takrirlerin tamamına verilen isimdir. Kısaca sünnet, Resûlullah’ın (s.a.v) İslâm’ı yaşayarak anlatması demektir. Bir başka ifade ile sünnet, yaşayan Kur’an’dır; kelâm-ı kadîmin mücessem/somutlaşmış halidir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz'in (s.a.v) mübarek sözlerine "kavlî sünnet"; zatına has kılınanların dışındaki diğer fiil ve davranışlarına "fiilî sünnet" ve görmüş olduğu halde menetmeyip de sükût buyurduğu haber ve rivayetlerden her birine de "takriri sünnet" denilmektedir. "Sünnet" isminin çoğulu ise "sünen"dir.

Kur'an ve Sünnete Uymak

Kur'ân-ı Kerîm Allah Teâlâ'nın, insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak, dünyevi ve uhrevi saadetlerini sağlamak üzere göndermiş olduğu mukaddes kitabımızdır. Sünnet ise, Peygamberimizin (s.a.v) mübarek sözleri, örnek davranışları ve beğendiği işlerin tamamı demektir. Bir Müslüman için bu iki kaynak hayati önem taşır. Nitekim Kur'an'ın birçok yerinde, "Allah'a ve Resulüne itaat edin" emri yer almaktadır. Allah'a itaat Kuran'a tabi olmakla, Peygambere (s.a.v) itaat ise sünnete tabi olmakla mümkündür. Peygamber'e (s.a.v) itaat edenlerin Allah'a itaat etmiş olacağı yüce kitabımızda şöyle ifade edilmiştir; “Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!”

Peygamberimiz (s.a.v) Kur'ân-ı Kerim'de yer alan emir ve hükümlerin ne şekilde icra edileceğini yaşantısıyla ortaya koymuştur. Sünnete müracaat etmeden, Kur'an ayetlerinin gönderiliş sebeplerini ve emirlerin hikmetlerini anlamamız, hayatımızda önemli bir yer tutan ibadetlerin yapılış şekillerini bilebilmemiz mümkün değildir. Resûlullah'ı (s.a.v) sevmek, ona inanmak, ona itaat etmek, onun getirdiklerini almak, yasaklarından kaçınmak, kısacası sünneti yaşamak da Allah'ın bir emridir. Kur'an'ı Kerim de, "Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının." buyrulmuştur.

Kur’an ve sünnet, müminin yolunu aydınlatan iki kandil, bu dünyanın hengamesinde kaybolup gitmekten alıkoyacak iki yol göstericidir.

Sünneti dikkate almadan yapılan Kur’an yorumları ve Kur’an’dan pratik çözüm üretme gayretleri İslâm âlimleri tarafından onaylanmamıştır. Namazın nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulacağı, haccın nasıl yapılacağı ve kurbanın nasıl kesileceği sünnet bilinmeden anlaşılamaz. Bütün ibadetlerin, ahlâkî davranışların ve insanlar arası ilişkilerin bilinmesi sünnetin iyi kavranmasına bağlıdır.

Sünnetin önemi konusunda, Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber’e (s.a.v) itaati emreden birçok âyet bulunmaktadır:

"Peygamber size ne verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da kaçının!’’

“De ki: Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın" 

“Allah’a ve kıyamet gününe kavuşacağını uman sizler için Allah’ın resülünde güzel bir örnek vardır”

“Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir”

“Hayır, Rabb’ine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin etmedikleri, verdiğin hükmü, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan kabul edip teslim olmadıkları sürece tam mümin olamazlar”

“Kim Peygamber’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur”

“Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.”

“Peygamber’in emrine muhalefet edenler, fitneye ya da can yakıcı bir azaba uğramaktan çekinsinler”

Hz. Peygamber de (s.a.v) sünnetin önemi hakkında şöyle buyurmaktadır:

"... Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir."

“Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız: Allah’ın kitabı ve Resulü’nün Sünneti.”“Dinin elden çıkışı sünnetin terkedilmesiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, din de sünnetin birer birer terkiyle ortadan kalkar.”,

Sünnet Olmadan Kur'an Anlaşılmaz

Sünnet olmadan Kur’an’ın Cenab-ı Hakk’ın muradına uygun olarak anlaşılması ve yine Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu bir hayatın yaşanması mümkün olsaydı, Efendimiz’e vurgu yapan onlarca ayete gerek olmazdı. Kur’an’ı -mesela- bir dağın başına indirerek insanlara “falan dağa bir kitap indirildi; gidip onu alın ve içindekilerle amel edin” diye seslenen bir melek göndermek Cenab-ı Hakk’ın kudreti dahilinde olduğu halde ilâhi hikmet böyle tecelli etmemiş, ilâhi kitaplar insanlara her zaman peygamberler (hepsine salât ve selam olsun) vasıtasıyla gönderilmiştir. Tek başına bu durum bile, dinin gereği gibi yaşanabilmesi için peygambere olan ihtiyacı açıklamaya yeterlidir.

Bilindiği gibi Hz. Ali (r.a) döneminde ortaya çıkmış olan Haricîler, İslâm dünyasını yıllarca meşgul eden ve kendileri gibi düşünmeyen herkesi kâfirlikle suçlayan bir grup idi. Gittikleri yanlış yoldan döndürmek ve İslâm’a verdikleri zararları önlemek için Hz. Ali (r.a), gerek bizzat, gerekse arkadaşları vasıtasıyla Haricîler’le pek çok mücadelelere girişmişti. Bu meyanda bir keresinde amcasının oğlu Abdullah b. Abbas (r.a)’ı onlarla münazara yapmak üzere görevlendirmişti. Abdullah b. Abbas (r.a)’ı yolcu ederken aralarında şöyle bir konuşma geçti:

- Onlarla tartışırken Kur’an ayetlerinden delil getirme.
- Niçin ey Müminlerin Emiri? Kur’an bizim evlerimizde nazil oldu. Onun ayetlerini ben onlardan daha iyi bilirim.
- Doğru söylüyorsun. Ama biz davamızı ispat için bir ayet ileri sürüyoruz, onlar da kendi davalarını ispat için başka bir ayet okuyor. Çünkü Kur’an, bünyesinde pek çok anlam barındıran ve ayetleri birçok manaya çekilebilecek bir yapıya sahiptir. Onun için onlarla tartışırken Sünnet’ten delil getir. Böyle yaparsan kaçıp kurtulacak bir yer bulamazlar.

Nitekim rivayetin devamında Abdullah b. Abbas (r.a)’ın, tartışırken Sünnet’ten deliller getirmek suretiyle Haricîler’i mağlup ettiği zikrediliyor.

Hz. Ali (r.a)’ın bu tespiti bize şunu anlatıyor: Kur’an ayetlerinin hepsi aynı özellikte değildir. Kimi ayetlerin anlamı ilk okuyuşta kolayca anlaşılabilirken, kimileri dış anlamdan farklı bir maksadı ifade eder. Her dilde olduğu gibi Arap dilinde de mecaz, kinaye, istiare gibi sanatlı anlatımlar bulunduğunu ve hatta Arapça’da -ve hele Kur’an Arapçasında- bu tür anlatımların daha fazla olduğunu düşündüğümüzde, Hz. Ali (r.a)’ın tavrındaki hikmeti daha iyi kavrıyoruz.

Hayat Sünnet'le İbadete Dönüşür

Sünnet-i Seniyye’nin belirleyiciliğinde yaşanan bir hayatta, adet ibadete dönüşerek sevap konusu haline gelir. Bir başka deyişle Müslüman, sırf Sünnet’te tavsiye edildiği için herhangi bir davranışı benimser ve yaparsa, karşılığında sevap kazanır.

Çok basit bir örnek olarak şunu zikredelim: Yemeği sol elimizle yersek dinden çıkmayız; ama sağ elimizle yersek bir sünneti yerine getirmiş, dolayısıyla sevap almış oluruz. Tekrarlı yaptığımız işlerde 3, 5, 7 gibi tekli rakamlara riayet etmek, yatağa sağ tarafımız üzerine yatmak, tuvalete, banyoya sol ayakla girip sağ ayakla çıkmak, camiye, eve, işyerine sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak gibi bireysel alanla sınırlı işlerden, toplumsal, hukuki, ekonomik, ticari konulara kadar aklımıza gelecek her faaliyet sahasıyla ilgili olarak Sünnet’in eşsiz rehberliği ve diriltici soluğu, bizlere iyiyi, doğruyu ve güzeli işaret ettiği kadar, sevap hanemizin dolmasını da sağlamaktadır.

Tasavvuf Kur'an ve Sünnet Ahlakıdır

Tasavvuf, Hz. Peygamberin (s.a.v) uyguladığı terbiye usullerine uygun olarak bir mümini eğitmektir. Efendimiz'in (s.a.v) sünnetine uymayan kimse, nefsiyle bin sene mücahede ve mücadele etse bile terbiye olamaz, bir başkasını eğitemez.

Arifibillah Şihâbüddin Sühreverdî (k.s) der ki: "Sûfîler Resûlullah'a uyma konusunda en muvaffak olanlardır. Çünkü onlar, Hz. Peygamberin sözlerine tam mânâsıyla uyarak emrettiklerini yerine getirip, nehyettiklerinden sakınmışlardır. Bu hususta Allah Teâlâ: "Resûlüm size neyi verdiyse(ve emrettiyse)onu alıp yapın, neden nehyetti ise ondan da sakının!” buyurmuştur. Sûfîler de, amellerinde ve ibâdetlerinde farz, vacib ve nâfilelerde büyük bir ciddiyetle Resûlullah'a (s.a.v) tâbi olmuşlar, söz ve davranışlarında O'na uymanın bereketiyle, ilim, hayâ, af, müsâhama, şefkat, merhamet, güzel geçim, nasihat, tavâzu gibi ahlaklarıyla şereflenmişlerdir. Ayrıca, Efendimizin, haşyet, sekînet, heybet, ta'zim, rızâ, sabır, zühd, tevekkül gibi hallerinden de nasiblerini alıp, Allah Resûlüne (s.a.v) her yönüyle tam mânasıyla uyarak, sünnetini en güzel şekilde ihyâ etmişlerdir.

Abdülvâhid b. Zeyd'e: "Size göre sûfî kimdir?" diye sorulunca, Hazret: “Akıllarıyla sünneti tam anlamaya gayret eden, kalbleriyle ona bağlanan ve nefslerinin şerrinden de Cenab-ı Hakk'a sığınan kimseler, gerçek sûfîlerdir." demiştir. Bu, sûfîlerin hâlini tam olarak anlatan bir târiftir.

Tarikat, Kur’an ve Sünnet’e göre yaşamaktır. Zira tarikatın temeli, Kur’an ve Sünnet’tir. Resûlullah’ın sünnetine sımsıkı sarılmalıdır. Bunun yolu da sâdâtlara uymaktan geçer. Nitekim Gavs-ı Sânî hazretleri şöyle buyurmuştur: “Resûlullah’ın (s.a.v) hayatını yaşamak için ulu sâdâtlara uymak gerekir. Hz. Peygamber’e hakkıyla uymanın en güzel yolu, sünnet üzere yaşayan sâdâtları takip etmektir. Çünkü sâdâtlar, sünnet-i seniyyeyi kâl olarak değil hâl olarak yaşarlar ve yayarlar.”

Şeyh Abdurrahman-ı Tâhî (k.s) şöyle buyurmuştur: “Tarikat şeriata, yani Kur’an ve Sünnet’e uymaktır. Tarikattan maksat, şeriatın (Kur’an ve Sünnet) emir ve yasaklarına tam olarak uymaktır.”,

Abdülkadir-i Geylânî (k.s) buyurmuştur ki: “Hz. Peygamberin (s.a.v) getirdiğine, yani Kur'an'a, Sünnete devam et. Çünkü bir kimse onları bırakırsa zındık olur. Ve Islâm bağından kendini salıverir.”

 

Sünnetime Uyduğun İçin!

Bişr-i Hâfî (rh.a) anlatır: “Rasûl-i Ekrem (s.a.v)’i rüyamda gördüm. Buyurdular ki:

- Ey Bişr! Allah, seni akranların arasında nasıl yükseltti biliyor musun?
- Hayır, bilmiyorum Ey Allah’ın Rasûlü! dedim.
- Salihlere hizmet ettiğin, mümin kardeşlerine nasihat ettiğin, arkadaşlarına ve Sünnetime uyanlara sevgi beslediğin ve benim Sünnetime uyduğun için! buyurdular.”,

Sekeratta Bile Sünneti Terk Etmedi

İmam Sühreverdî (k.s) naklediyor: “Ariflerden Şiblî’nin hizmetçisine:
-Hazret’in vefatı anında kendisinden neler gördün? diye sorulunca, hizmetci şunları anlatmıştır:
-Dili tutulup, alnı terlemeye başlayınca bana, kendisine namaz için abdest aldırmamı işaret etti. Ben de kendisine abdest aldırdım. Fakat sakalını parmaklarımla hilallemeyi unuttum. Hemen elimden tutup parmaklarımı sakalına götürdü ve onu hilallettirdi. Böyle bir anda bile, Resulullah Efendimiz’den (s.a.v) öğrendiği bir edebi terketmedi!” ,

Büyüklerin Sünnete İttibayla İlgili Sözleri

Ariflerin pîri Bâyezid-i Bistâmî (k.s) şöyle buyurmuştur: “Sûfî, sağında Allah Teâlâ’nın kitabı, solunda Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) sünneti, bir gözüyle cennet, diğer gözüyle cehenneme bakan ve bunların arasından Mevlâsına ‘Lebeyk, Allahüme lebeyk’ diyerek telbiyede bulunan kimsedir.”

Seyyid Ahmed er-Rifâî (k.s) şöyle der: “Derviş, Sünnet-i seniyyeye bağlı kaldıkça doğru yoldadır. Sünnet-i seniyyeden kıl kadar ayrılacak olursa yolunu şaşırmış sayılır.”

Gavs-ı Âzam Abdülkadir-i Geylânî (k.s) şöyle der: “Bizim bu tarikatımız, Kitap ve Sünnet üzere bina edilmiştir.”

Büyük veli Şah-ı Nakşibend (k.s) şöyle buyurdu: “Bizim yolumuz urvetü’l-vüskâya çıkar. Yani Resûlullah’ın (s.a.v) sünnetine uymak ve ashâb-ı kirâmın hallerine bakmaktır. Bunun için bu yolda az bir amel, büyük fütühatlara, neticelere sebep olur. Sünnete uymak çok büyük bir iştir.

Velilerin sultanı Cüneyd-i Bağdâdî, şöyle demiştir: “Tasavvuf yollarından, yalnız Resûlullah’ın (s.a.v) izinde gidenlerin yolu insanı kemale ulaştırır. Başka yollar çıkmaz sokağa benzer.”

Mevlânâ Halid-i Bağdâdî (k.s) şöyle demiştir: “Bu yol, Kur’an ve Sünnet’in ortaya koyduğu esaslar üzerine bina edilmiştir. Hedefine ulaşmak isteyen kimse, Kur’an ve Sünnet’in emrettiği hiçbir şeyi değiştirmemelidir. Bu yola giren kimse, onun edep ve kurallarına riayet etmezse bu girişinin bir bereketi ve hayrı olmaz.”

Son asrın manevi mimarlarından Seyyid Muhammed Raşid el-Hüseynî de (k.s), “Hak tarikatlar, Kur’an ve Sünnet’i ihya etmekten başka ne yapıyor ki!” buyurur.

Şâzelî tarikatının pîri Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî de (k.s) şöyle demiştir: “Kim ki Allah’a Resûlullah’ın (s.a.v)  davet ettiği gibi davet etmiyorsa o sapık kimsedir. Daveti de sâliki sapıklığa götürür.”

Evet, Allah’a ulaşmak, O’nun rızasına nail olmak isteyen bir kimsenin, İlâhî ölçü ve nizamlara uyması şarttır. İlâhî ölçüler, Kur’an ve Sünnet ile belirlenmiştir. Kur’an ve Sünnet’e uyulmadan Allah’ın rızasını kazanmak mümkün değildir.

 
     
 
 
© Copyright 2017 | Sohbetleri Ve Kaynakları
     
««« www.fenafillah.com »»» sitesine aittir. Sohbet ve kaynaklar gerçek kaynaklardan kıyaslanmalıdır.
Gerçek kaynaklarının tespiti yapılmadan, sitemiz kaynak gösterilemez.
   
toplist
Site Ekle Hit Toplist seo