ANA SAYFA   “Sizler niyetinizi Allah için güzel yapin, her isiniz güzel olur, güzel sonuç verir. Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter. Gavs-i Sani Hz.”  


SOFRA ADABI VE İSRAF    
       

         

Hz. Peygamber’in sofra adabı

Allah'ın Resulü, yemeğe dua ile başlardı
Hz. Peygamber sofrası kurulduğu zaman şöyle derdi: 'Allah'ın ismiyle başlarım! Ey Allah'ım! Bu nimeti şükrü yapılmış ve cennet nimetinin verilmesine vesile yapacağın bir nimet kıl.
Dizlerinin üzerine otururdu!
Yemek için oturduğunda, çoğu zaman, dizlerinin üzerine otururdu. Namaz kılan bir kimsenin oturduğu gibi otururdu. Ancak şu farkla ki sağ ayağını diker, sol ayağının üzerine otururdu. 'Ben sadece bir kulum! Kulun yediği gibi yer, kulun oturduğu gibi otururum' derdi.
'Çok sıcak yemekte bereket yoktur'
Hz. Peygamber (s.a.v.) sıcak yemeği yemezdi. 'Çok sıcak yemekte bereket yoktur. Allah Teâlâ bize ateşi yedirmemiştir. Bu bakımdan yemeği soğutunuz da yiyiniz' derdi.
Sağ eliyle ve önünden yerdi
Tabağın kendi tarafına düşen kısmından yerdi. Üç parmağı ile yerdi. Çoğu zaman dördüncü parmağını da yardımcı yapardı. Hiçbir zaman iki parmakla yemezdi. 'İki parmakla yemek, şeytanın yiyişidir' derdi.
Elenmemiş arpa ekmeği yerdi
Hz. Peygamber (s.a.v.) elenmemiş arpa ekmeği yerdi. Hz. Peygamber bazen salatalıkları yaş hurma ile bazen de tuzlayarak yerdi.
Hz. Peygamber'in nezdinde yaş meyvelerin en sevimlisi kavun (veya karpuz) ve üzümdü. Kavunu bazen ekmek ve şekerle yerdi. Çoğu zaman da yaş hurmalarla beraber yerdi.
Çoğu zaman üzüm salkımını ağzına götürür, ağzıyla taneleri kopararak yerdi. Ağzına götürdüğü salkımın taneleri sakalının üzerinde ipe dizilmiş inci taneleri gibi görünürdü.
Yemeğinin çoğu; su ile hurma idi
Yemeğinin çoğu su ile hurmaydı. Hurma ile sütü bir arada yer ve onlara 'en güzel iki yemek' diye isim verirdi.
Onun nezdinde yemeklerin en sevimlisi et yemeği idi
Yemeklerin en sevimlisi, onun nezdinde et yemeğiydi. Et yemeği hususunda şöyle demiştir: 'Bu yemek duyma hassasını geliştirir. Dünya ve ahirette yemeklerin efendisi bu yemektir. Eğer ben Rabbimden her gün bana bu yemeği yedirmesini niyaz etseydim, rabbim bana muhakkak yedirirdi'
Hz. Peygamber tiridi et ve kabak ile birlikte yerdi. Kabağı severdi. 'Bu benim Yunus kardeşimin bitkisidir' derdi. 
Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisi için avlanan kuşun etini yerdi. Fakat bizzat avlanmazdı. 
Hz. Peygamber et yediği zaman başını etin üzerine eğmezdi. Eti ağzına götürür, sonra ön dişleriyle parçalar yerdi. Kesilen koyunun budunu ve gerdanını severdi. Çömlekte pişirilen yemeklerden kabak yemeğini, katıklardan da sirkeyi severdi.

Sirkede, hurmada ve sütte bereket vardır [İbn Mace]
Bu hurma cennettendir
Hurmadan da Ucve denilen Medine hurmasını severdi. Ucve hurması için bereket duası etmiştir: 'Bu hurma cennettendir. Zehir ve sihir için şifadır'
Hoşuna gideni yer hoşuna gitmeyeni yemezdi
Hz. Peygamber (s.a.v.) sarımsak, soğan yemeyi kerih görürdü. Hiçbir yemeği kötülemezdi. Ancak hoşuna gideni yer, gitmeyeni terk ederdi. Eğer midesi bir yemeği almazsa, o yemeği başkasına kötülemezdi.
Suyu üç yudumda içerdi
Hz. Peygamber suyu üç nefeste içerdi ve her nefesin başında bir besmele çekmek üzere üç defa besmele çekmiş olurdu ve her içişin sonunda 'Elhamdülillah' demek suretiyle üç defa hamdederdi. Suyu eme eme ve tada tada içerdi.
Önce sağındakine ikram ederdi
Hz. Peygamber (s.a.v.) içtiği sudan arta kalanı sağında bulunan kimseye verirdi. 
Gerek yemek kabına, gerekse su kabına nefesini alıp vermezdi. Ağzını kaptan çekerek nefesini verirdi.
Çoğu zaman yiyeceğini kendi hazırlardı
Hz. Peygamber (s.a.v.) evinde, azat edilmiş köleden daha utangaçtı. Aile efradından yemek istemezdi. Onlara 'Benim canım filan yemeği istiyor' diye telkinde bulunmazdı. Eğer yedirirlerse yerdi. Kendisine ne verirlerse, kabul ederdi. Hz. Peygamber'e hangi sudan içirseler içerdi. Çoğu zaman bizzat kalkar, yiyecek ve içeceğini hazırlardı.
Yemekten sonra şöyle dua ederdi
Yemekten doyduğu zaman şöyle derdi: 'Hamd Allah'a mahsustur. Ey Allah'ım! Senin içindir hamd. Yedirdin ve doyurdun. İçirdin hem de doya doya içirdin. Ancak senin içindir hamd... Nimetini inkâr etmediğimiz, şükrünü terk etmediğimiz ve nimetinden müstağni olmadığımız halde, bu ikrar ve itiraflarda bulunuyoruz'
Yemekten sonra elini yıkar yüzünü mesh ederdi
Hz. Peygamber (s.a.v.) özel olarak et ve yemek yediği zaman iki elini güzelce yıkar, sonra kalan su ile yüzünü mesh ederdi.
"Yemeği toplu olarak yemek berekettir" [İbn Mace]
Kabak, üzülenin kalbini takviye eder
Hz. Âişe´nin rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber kendisine şöyle demiştir: 'Ey Âişe! Bir çömlekte yemek pişirdiğiniz zaman o çömleğe kabağı çokça koyunuz. Çünkü kabak üzülenin kalbini takviye eder'

MİSAFİRSENİZ BUNLARA DİKKAT EDİN 
• Yemeğe besmele ile başlanıp, sağ el ile yenir. Yemeğin başında ve sonunda  “Afiyet olsun” dilekleri sunulur. 

• Ekmeği ısırarak değil, elle kopararak yemek sofra adabındandır.

• Yemekte peçete bir ihtiyaçtır. Fakat kullanımı karikatürlere dahi konu olan yakaya takmak şeklinde olmamalı. Peçeteyi sadece ağzımızı silmek ve kıyafetimizi korumak için kullanırız, çatal- bıçağı silmek için değil. Su içmeden önce ağzımızı peçete ile silebiliriz. Yağ lekesiyle kaplı bir bardak pek de iştah açıcı görünmese gerek.

• Uzağımızdaki ekmek sepeti veya tuzluk için uzanmakta ısrar yerine, yakınımızdakinden isteyebiliriz.

• Kürdan kullanmamız gerekiyorsa sağ el ile kullanıp, sol el ile ağzımızı kapatırız. 

• Sofrada ilaç alınması gerekiyorsa, bunu mümkün olduğunca fark ettirmeden yapmalıyız. *Hastalık, ölüm veya mide bulandırıcı şeylere değinilmesi iştah kaçıracağından pek uygun görülmez.    

• Yemekler beğenilmemiş veya malzemesi eksik bulunmuş olabilir. Ama evsahibine bunu dile getirmekten kaçınırız.

• Misafirin acele etmemesi için, evsahibinin doymuş olsa da yiyor gibi yapması büyük bir inceliktir. Misafir de yemeğini bitirdiğinde hemen sofradan kalkmamalı.

• Kültürümüzde her lokma nimetten sayılıp tabakta yiyecek bırakılmamaya özen gösterilir. Hatta bu, kültürümüzde “sünnetleme” diye adlandırılır. Yemeğin bir bölümü bırakılmak zorunda kalınmışsa bu, çatal değdirilmemiş bir bölüm olmalı. Çöpe dökülmesini önlemek için “hiç dokunmadım” şeklinde belirtilebilir.

• Yemek sonunda nimeti veren Allah’a hamd ve dua, ev sahibine de teşekkür ederiz. İkramlardan hoşnut olunduğuna dair iltifatlar, evsahibini son derece memnun edecektir. 
Bir sofra etrafında halkalanmanın güzelliği kullar arasındaki muhabbetin artması şeklinde tezahür ederken, Rabbimiz’in rızasını kazanmaya da vesiledir. Yeter ki konuklarımızın sadece karnını doyurmakla kalmayıp gönüllerini de alalım, kubbemizde bir hoş seda kalsın geriye.

Tüketimin kışkırtıldığı, israfın yaygınlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Eskiden gereksiz harcamaları paramız yettiği kadar yapardık. Şimdi kredi kartları yüzünden olmayan parayı bile israf edebiliyoruz. Sonuçta bundan gönüllerimiz de ceplerimiz de zararlı çıkıyor.
İsraf kelimesi, ‘azıtmak, taşırmak, ölçüyü kaçırmak, boşa harcamak’ gibi anlamlara gelir. Yaygın anlamıyla ihtiyacı aşan gereksiz harcamalara israf denir. Dinimiz bu tür harcamaları yasaklamıştır:
“(Onlar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan, 67)

İnsanı sonu gelmeyen isteklerin esaretinden kurtaracak şey, fazlasına, hep daha fazlasına sahip olmak değildir. Hatta mal arttıkça hırs da artar. Asıl zenginlik kanaattir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Asıl zenginlik mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir.” (Buhârî)
Gerçekten de gönül darsa, fakirse bütün dünya dar gelir. Bu bakımdan kanaatsiz zenginlerin gönlü geniş fakirlerden daha çok para ihtiyacı vardır.
Bir adam meşhur sufi Cüneyd-i Bağdadî k.s.’a beş yüz altın para verip fakirlere dağıtmasını ister. Büyük veli adama başka parası olup olmadığını sorar. Adam:
– Var, der. Bu sefer daha fazla parasının olmasını isteyip istemediğini sorar. Adam:
– İsterim, der. Bunun üzerine Cüneyd-i Bağdadî k.s. altınları geri verir ve adama:
– Sen bunlara bizden daha fazla muhtaçsın, der.
İmam Gazalî rh.a. kanaatsizliğin bizi nasıl ele geçirdiğini şöyle anlatır:
“Şeytan, bir insanın kalbinde ev, eşya, elbise ve evde süse düşkünlük görünce oraya yerleşir, kalbini yurt edinir. Onun bu zaaflarından yararlanmaya bakar. Hemen onu evini yenilemeye davet eder, tavanlarını ve duvarlarını süslemesini, binaları genişletmesini ister. Güzel elbise ve bineklerle süslenmeye çağırır. O kişiyi artık ömrü boyunca emrine amade kılar. Zaten bu konuda şeytanın tuzağına düşen kişi için başka bir tuzağa gerek kalmaz. Çünkü bu zaaflar hep birbirini çeker. Eceli gelip ölünceye kadar bu şekilde şeytanın yolunda ve arzularının peşinde koşar durur. Böyle kimselerin kötü akıbete uğramalarından korkulur. Allah bizleri böylesi kötü akıbetten korusun.”
İsrafın azı olmaz
Boşa harcanan bir şeyin miktarının azlığı veya ucuzluğu o şeyi israf olmaktan çıkarmaz. Bir ekmek kırıntısı, bir damla su da olsa boşa harcamamak gerekir. Hz. Peygamber s.a.v. bir nehrin kenarında bir kapla abdest almış, abdestini bitirince suyun fazlasını nehre dökmüş ve şöyle buyurmuştur:
“Allah bunu faydalanacak insanlara ulaştıracaktır.” (Heysemî)
Yine Peygamberimiz s.a.v. şöyle nasihat etmiştir:
“Birinizin elinden lokması yere düşecek olursa, üzerine bulaşan toz ve toprak gibi zararlı şeyleri gidererek onu yesin, şeytana bırakmasın.” (Müslim)

Hicrî dördüncü asır velilerinden Ebu Talip el-Mekkî k.s. hazretleri “Kûtu’l-Kulûb” isimli eserinde şu tavsiyelerde bulunmuştur:
“Sofradan dökülen kırıntılar toplanarak yenmelidir. Bunun, ahirette hurilerin mehri olduğu söylenmiştir. Yine kim tabağını iyice temizlerse ve artan suyunu içerse bir köle azat etmiş kadar sevap kazanır denmiştir.”
Eskimiş eşyalarımızı, artan yemeklerimizi bile verecek yer aramamız gerekir. Bunları kabul edecek kişiler bize el açmak şöyle dursun bizi kurtaran kişiler addedilmelidir. Yemediğimiz ekmeklerimizi yiyen kuşlar, diğer hayvanlar aslında bir yandan da bizim israfımızı, kusurlarımızı yemektedir. Fazla eşyalarımızı kullanmayı kabul eden kişiler sorumluluğumuzu azaltmaktadır. Bu konuyla ilgili bir diğer hadis-i şerif şu şekildedir:
“Bir müslüman, sırf Allah rızası için eski elbisesini bir müslümana verip giydirirse, o elbise giyildikçe, veren kişi ister hayatta olsun, ister ölmüş olsun Allah’ın koruması altındadır.” (Tirmizî)
İkram israf değildir
Süfyan-ı Sevrî k.s. hazretleri bir gün İbrahim b. Ethem k.s. ve diğer dostlarını yemeğe davet etti. Gelenler az yediler. Sofradan kalktıklarında Süfyan-ı Sevrî k.s.:
– Yemeği az yediniz, dedi. İbrahim b. Ethem hazretleri de:
– Sen yemeği az yaptın, biz de yemeği az yedik, dedi.
Bir müddet sonra İbrahim b. Ethem k.s., Süfyan-ı Sevrî k.s.’yi yemeğe davet etti. Yemeği oldukça boldu. Bunu gören Süfyan-ı Sevrî k.s.:
– Bu kadar fazla yemeğin israf olmasından korkmuyor musun, diye sordu. İbrahim bin Ethem de:
– İkramda israf olmaz, dedi.
Cömertlik kanaati arttırır, kanaat de gereksiz harcamalardan korur. Bu nedenle ikram israf olmadığı gibi, bereket vesilesidir. Ama bu ikramın içine gösteriş ve övünme karışmamalıdır. Eğer karışırsa hem israf, hem riya olur.
Tüketimin kışkırtıldığı, israfın yaygınlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Eskiden gereksiz harcamaları paramız yettiği kadar yapardık. Şimdi kredi kartları yüzünden olmayan parayı bile israf edebiliyoruz. Sonuçta bundan gönüllerimiz de ceplerimiz de zararlı çıkıyor. Halimizi fark edince de sorumluluğu dünya düzenine atıyor, işin içinden sıyrılmaya çalışıyoruz. Halbuki mücadele etmek için dünyadaki sistemi değiştirmek zorunda değiliz. Sadece kanaate sarılarak ve gönlümüzü genişleterek bu şeytanî çarktan kurtulabiliriz.

 

       
Hazırlayan : Bekir Aytaç
 

© Copyright 2017 | Sohbetleri Ve Kaynakları
««« www.fenafillah.com »»» sitesine aittir. Sohbet ve kaynaklar gerçek kaynaklardan kıyaslanmalıdır.
Gerçek kaynaklarının tespiti yapılmadan, sitemiz kaynak gösterilemez.