ANA SAYFA “Sizler niyetinizi Allah için güzel yapin, her isiniz güzel olur, güzel sonuç verir. Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter. Gavs-i Sani Hz.”  


SABIR VE ÖNEMİ  
       

           

           AllahüTeâla, Kur’an-ı Kerim’de “ ALLAH ELBETTE SABREDENLERLE BERABERDİR. ”buyuruyor.

Âlemlerin ve bizlerin sahibi olan Halıkımız! Bizlere sabrı öğret ve yaşat. Dostların olan SadatlarınKaddesallahüTeâlaEsrarehumul Aliye Hazretlerinin hatırı şeriflerine duamızı kabul eyle. Âmin.

S A B I R   V E   Ö N E M İ

SABRIN SONU ZAFERDİR ( HADİS-İ ŞERİF)

Sual: Sabrın önemi nedir? Neye sabretmek daha çok sevaptır?
CEVAP
SABIR ÜÇ ÇEŞİTTİR:

Sahih ( İnanılır ) kaynaklardan öğrenildiğine göre:

  • Belaya, musibete sabır.
  • Din bilgilerini öğrenirken ve ibadetleri yaparken sabır.
  • Günah işlememek için sabır.

Belaya sabredeneAllahüTeâla 300 derece ihsan eder.

İbadet yapmaya sabredene AllahüTeâla 600 derece ihsan eder.

Günah işlememeye sabredene ise 900 derece ihsan eder.

 

Musa Aleyhisselam, Hızır Aleyhisselam’a, (Ledün ilmine nasıl kavuştun?) diye sorunca, o da, (Günah işlememeye sabretmek sayesinde) diye cevap verdi.

 

Kur’an-ı kerim’de sabrın önemi bir çokâyetlerde bildiriliyor. Konu ile ilgili ayetlerden: Üç ayrı âyet-i kerime’nin meali şöyledir:
(Sabredenlere, mükafatlar hesapsız verilir.) [Zümer 10]

 

(Ey iman edenler, Allah’tan sabır ve namazla yardım isteyin. Allahü Teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153] 
(Ey Resulüm, kâfirlerin eziyetlerine, Ulu’lAzm Peygamberler gibi sabret!)
 [Ahkaf 35] Sabır hakkında hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(İmanı en üstün olan; sabırlı, cömert ve hoşgörülü olandır.) [Deylemi] (Allahü Teâlâ, sabredeni sever.) [Taberani] (Hak Teâlâ, kendini sabretmeye zorlayanı sabretmeye muvaffak kılar.)[Buhari] (Acıya sabredip uğradığı felaketi gizlemesi ve kimseye şikayet etmemesi, kişinin Allahüteâlâyı iyi tanımış olmasındandır.) [İ.Gazali] 
(En üstün ibadet sıkıntıya sabretmektir.) 
[Tirmizi] (En şiddetli bela sabrın az olmasıdır.)[Deylemi]  Sabırsızlık ve şikayetten…
(Yeminle söylüyorum, uğradığı zulme sabredenin Allahü Teâlâ şerefini arttırır.)
 [Taberani] 
(Geçim sıkıntısına sabredeni Allahü Teâlâ Firdevs Cennetine koyar.)
 [Ebuşşeyh] 
(Kıt kanaat geçinecek kadar az rızka sabredenlere müjdeler olsun.)
 [Deylemi] Sahabe (aleyhimürrıdvan) Hazeratı düşünelim…
(İki gözünü kaybeden sabrederse Cennete gider.)
 [Hatib] 
(Müminin silahı sabır ve duadır.)
 [Deylemi] (Allahüteâlâ buyurdu ki: Benim hükmüme razı olmayan ve verdiğim musibete sabretmeyen benden başka Rab arasın.) [Taberani]

Resulullah Efendimiz (s.a.v.), Allah’tan sabır isteyen birine buyurdu ki:
(Allah’tan bela mı istiyorsun, önce afiyet iste.) [Tirmizi] Medine-i Münevvere’deki ağır hastanın durumu ve Rasulallah (s.a.v.) Efendimizin o hasta sahabiyi ziyaretlerindeki tavsiyeleri  kıssası…

SABIR HAZİNEDİR
Sabretmek, kurtuluşa, başarıya sebep olan güzel huydur. Sabır, Peygamberlerin( salavatullahı ve selamuhualeyhimecmain) hasletlerindendir. Bunun için atalarımız, (Sabır, acı ise de meyvesi tatlıdır), (Sabır selamettir) demişlerdir. Belalara sabretmek kurtuluşa, ilahi mükafata ve sonsuz esenliğe sebeptir.

Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü,(İman nedir?) diye sorulduğunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.), (Sabırdır) buyurdu. (Deylemi)

Sabrın büyüklüğü ve fazileti sebebiyle Kur’an-ı kerimde yetmişten fazla yerde sabır ve sabredenlere verilecek sevaplar bildiriliyor. Âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:
(Sabredenlerin mükafatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.) [Nahl 96] (Allah sabredenleri sever.) [Al-i İmran 146] 
(Sabır ve namaz, yalnız Allah’tan korkan müminlere kolay gelir.)
 [Bekara 45] Burada kamil iman ve ilimli Salih amellere işaret vardır. VallahuAlem.
(Sabredenlere 
[lütfumu, ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155] 
(Eyyubü, 
[mal ve canına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, hep Allah’a yönelir, Ona sığınırdı.) [Sad 44] 
(Ey iman edenler, sabredin, sabretmekte birbirinizle yarış edin!)
 [A.İmran 200] 
(Güzel sabret!) 
[Mearic 5]

Sabrın fazileti o kadar büyüktür ki, Allahü Teâlâ, sabrı çok aziz eyledi. Herkes sabır nimetine kavuşamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Sabır, Cennet hazinelerinden bir hazinedir.) [İ.Gazali] 
(Eğer sabır insan olsaydı, çok kerim ve cömert olurdu.)
 [Taberani] 
(Hoşlanılmayan şeye sabretmekte büyük hayır vardır.) 
[Tirmizi] 
(İbadetin başı sabırdır.)
 [Hakim] 
(Sabrın imandaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) 
[Deylemi] 
(Hak teâlâ, sabırlı ve ihlaslı olanı, sorguya çekmeden Cennete koyar.) 
[Taberani] 
(En hayırlı vasıta sabırdır.) 
[Hakim-i Tirmizi] 
(Allahüteâlânın yardımı, kulun sabrı ile beraberdir.) 
[Ebu Nuaym] 
(Bozuk bir işi düzeltemezseniz, sabredin! Allahüteâlâ onu düzeltir.)
 [Beyheki] 
(Oruç sabrın, sabır da, imanın yarısıdır.)
 [Ebu Nuaym] 
(Aşkını gizleyip, namusunu koruyarak sabreden, Cennete girer.)
 [İbniAsakir] 
(İmanın yarısı sabır, diğer yarısı ise şükürdür.) 
[Beyheki]

Kimde şu üç şey varsa
Sual:
 Başımıza gelen belalara sıkıntılara sabretmek mi lazım, günahlarımıza kefaret oluyorlar mı?
CEVAP
Şakik-i Belhi Hazretleri, (Sıkıntıya sabrın mükafatını bilen, sıkıntılardan kurtulmaya heves bile etmez) buyuruyor. Sıkıntılara karşılık verilecek nimetleri hatırlayarak, sıkıntı hafifletilebilir. Nitekim Allahü Teâlâ’yı sevenler, birçok acılara katlanmışlar, hatta o acıları duymamışlar bile, Sırri-yiSekati hazretleri, (Allahü Teâlâ’yı seven, Ondan gelen belaların acısını hiç duymaz. Bir değil, yetmiş kılıç darbesi alsa yine duymaz) buyuruyor. Nitekim, Mısır halkı günlerce yemeden içmeden Hazret-i Yusuf Aleyhisselam’ın güzelliğine bakakaldılar. Onun güzel yüzüne bakmakla açlıklarını unuturlardı. Bundan daha önemlisi de Mısır’ın ileri gelen kadınları, Hazret-i Yusuf’un güzel cemaline bakarak, ellerini kestiler, fakat acısını duymadılar. (Yusuf suresi 31)

Beyazıd-ı Bestami’(k.s.)nin hale girdiğinde Kılıç ve halden çıkışta İğne kıssası…
Bela, musibet, günahlara kefarettir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Size gelen her musibet, kendi ellerinizle işleyip kazandığınız günahlar yüzündendir. Bununla beraber Allah bir çoğunu da affeder, musibete uğratmaz.) [Şura 30]

Demek ki işlediğimiz günahların bir kısmına ceza olarak musibet geliyor. Böylece ahirete kalmadan dünyada günahımızın cezasını ahirete göre çok hafif olarak çekiyoruz. Bu durum büyük bir Lutfu ihsandır…

İmam-ı Rabbani (k.s.) Hazretleri buyurdu ki:
(İnsanın karşılaştığı her şey Allahü Teâlâ’nın dilemesi ile var olmaktadır. Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız her şeyi aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur.)

Gelen bela ve sıkıntılara sabrederek göğüs germek büyük nimettir. Sabredemeyen felakete düçar olur. Bir hastalık, bir bela gelince bağırıp çağırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Bunun tek çaresi Allahü Teâlâ’nın takdirine razı olmaktır. Sabırlı olmayan muvaffak olamaz. Bir kimse başına gelen felaketlere sabretmezse devamlı huzursuz olur, doğru dürüst ibadet edemez. Kim Allah’tan korkarak sabrederse sıkıntılardan kurtulur. Sabreden muradına erer. Her hayra sabırla ulaşılır.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kimde şu üç şey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Kazaya rıza, belaya sabır, rahatlıkta dua.) [Deylemi]

Demek ki, belaların nimet olması, o belaya sabretmeye ve Allahü Teâlâ’nın gönderdiği kazaya razı olmaya bağlıdır. Bela gelince feryat eden, önüne gelene Rabbini şikayet eden, nimetten mahrum kalır, azaba duçar yani azabı hak eder. olur. Belaya sabır, Peygamberlerin (Selavatullahi ve Selamuhu aleyhim ecmain) hasletlerindendir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah’ın sevdikleri, belaya uğrar. Sabreden mükafata nail olur, sızlanan da cezaya.) [İ. Ahmed] 
(Derdini açıklayan sabretmiş olmaz.) 
[İ.Maverdi] 
(Uğradığı belayı gizleyenin günahları affolur.) 
[Taberani] 
Dostluk alameti, dostun [Allah’ın] belasına sabretmekdir. Sabredildiği takdirde belanın nimet olduğu bilinince, belanın daha iyi olacağı zannedilmemelidir. Asla bela istenmez.
Medine-i Münevvere’deki hastanın durumu…
Her Peygamber (s.a.v.) beladan Cenab-ı Hakka sığınmış, dünya ahiret güzelliği istemişlerdir. Allahü Teâlâ, (İman eder, salih amel işlerseniz, size dert-bela ve korku vermem, mahzun etmem) buyuruyor.

O halde, bir kimsede iman, salih amel ve sıhhat varsa, en büyük saadet ve sultanlıktır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Duanın efdali, dünya ve ahirette Rabbinden af ve afiyet istemektir. Affa ve afiyete kavuşan, dünya ve ahirette kurtuluşa ermiştir.)[Tirmizi] 
(İhlastan sonra, afiyetten iyisi yoktur. O halde Allah’tan afiyet isteyin!)
[Nesai] 
(Sıhhat, müttekiye, zenginlikten hayırlıdır.) 
[Müslim] 
(Sıkıntılı iken on defa 
“Hasbiyallahü la ilahe illahü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azim” okuyanın Allahüteâlâ sıkıntısını giderir.) [Şir’a]

Belki bizim için hayırlıdır
Sual:
 Bir yakınımız ölüyor, başımıza kaza geliyor. Sabretmemek günah mıdır?
CEVAP
Dünya mihnet ve sıkıntı üzerine kurulmuştur. Sabretmekten başka çaresi yoktur. Üç sabır çok sevgilidir: Taate sabır, günah işlememeye sabır, bela ve mihnete sabır.

Çocuğunun ölmesi, malının elden çıkması ve göz, kulak gibi uzuvlarının görmemesi ve işitmemesi gibi insanın isteği ile ilgisi olmayan musibetlere sabretmekten daha faziletli sabır yoktur. Belalara sabır, sıddıkların derecesidir. Bunun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle dua ederlerdi:
(Ya Rabbi, bana öyle yakîn ver ki, musibetler bana kolay, hafif gelsin!) [Tirmizi]

Biri, “Ey Allah’ın Resulü, malım gitti, param gitti, vücudum hasta oldu” dedi. Ona buyurdu ki:
(Malı gitmeyen, parası bitmeyen ve hasta olmayanda hayır yoktur. Çünkü Allahüteâlânın sevdiği kul, belaya maruz kalır.)[E.Davud]

İbni Mübarek(k.s.) Hazretleri buyurdu ki:
Musibet birdir. Musibetin geldiği kişi, feryat eder, ağlar, sızlarsa, iki olur. Birisi musibetin kendisidir, diğeri sevabın gitmesi. İkincisi öncekinden daha büyüktür. Sabredenlere verilen sevabın miktarını Allahü Teâlâ’dan başkası bilmez.

Şakik-i Belhi hazretleri buyuruyor ki:
“Musibete sabretmeyip feryat eden, Allahü Teâlâ’ya isyan etmiş olur. Ağlamak, sızlamak, bela ve musibeti geri çevirmez.”

Kul, her anda nefsinin hoşuna giden veya gitmeyen bir işten ayrı değildir. Her iki halde de sabra muhtaçtır. Mal, nimet, makam, sıhhat ve buna benzer şeylerde kendini tutmayıp, bu nimetlere dalar ve kalbini bunlara bağlarsa ve bu halde durursa, onda nimetlere aşırı derecede dalmak ve haddi aşmak meydana gelir. (Herkes mihnete katlanır, ama sıddıklar hariç, afiyette sabreden pek azdır) demişlerdir. Eshab-ı kiram, “Mihnet ve sıkıntı içerisinde bulunduğumuz zamanlar sabretmek, bugün içerisinde bulunduğumuz nimet ve zenginliklere sabretmekten kolay idi” dediler. Bunun için Allahü Teâlâ, (Mal ve çocuklarınız ancak imtihan içindir) buyurdu. Nimete sabır, kalbi ona bağlamamak, ona sevinmemektir.

İyi ameller işlemek gibi, kendi isteği ile olan şeylerde de sabra ihtiyaç vardır. Çünkü ibadetlerin namaz gibi bir kısmı tembellikten, zekat gibi bazısı cimrilikten, hac gibi bazısı da her ikisinden dolayı zor gelir ve sabırsız yapılamaz. Her iyi amelin başında, ortasında ve sonunda sabra ihtiyaç vardır. Başında olan, niyeti ihlasla yapmak, riyayı kalbinden çıkarmaktır. Bunlar ise zordur. Taat esnasında sabretmek ise, şart ve edeplerini hiçbir şeyle karıştırmamaktır. Mesela namazda ise, hiçbir tarafına bakmamalı, hiçbir şey düşünmemelidir. İbadetten sonraki sabır da, yaptığını izhar etmekten, söylemekten kaçınmak ve bununla ucubdan sabreylemektir. Yani ucuba düşmemektir.

Günahlara gelince, sabretmeksizin el çekmek imkansızdır. Şehvet ne kadar kuvvetli ve günah işlemek ne kadar kolay olursa, o günahı işlememeye sabretmek o kadar zor olur. Bunun için dil ile işlenen günahlara sabretmek daha zordur. Çünkü dilin hareketi kolaydır. Hele çok konuşursa, âdet haline gelir. Dil ucuna gelip, kendini başkalarına beğendirecek bir kelimeye sabretmek zor olur.

İnsanların eliyle veya diliyle eziyet etmeleri gibi, kendi isteğiyle olmayan, fakat karşılık vermesi isteğiyle olan şeylerde, karşılık vermemek için veya karşılık verirken haddi aşmamakta da sabretmeye ihtiyaç vardır.

Eshab-ı kiram, “Biz insanların sıkıntısına katlanmadığımız imanı, iman saymazdık” buyuruyor. Allahü Teâlâ, Peygamber (s.a.v.) efendimize; (Onların eziyetlerine aldırma ve tevekkül et) buyuruyor. (Ahzab 48)

Mukadder olan şey başa gelir, eğer sabredilirse ecri görülür. Sabredilmez, bağırılırsa, günaha girilir ve huzursuz olunur. Sıkıntı her ne kadar çok acı ise de, sabredilir ise, nimet olacağı bildirilmiştir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır.) [Bekara 216]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Mümin, rüzgarla sallanan buğday başağı gibi düşüp kalkar. Doğru durmak isteyince yıkılır. Facir ise, çam ağacı gibi, kesilene kadar, hep başı dik durur.)[Buhari] 
(Üç gün hasta yatan mümin, yeni doğmuş gibi günahtan temiz olur.) 
[Ebuşşeyh] Şikayetçi olmazsa.
(Vahşi hayvan gibi hastalanmamak ve üzülmemek mi istiyorsunuz?) 
[Beyheki] Mü’minin hallerinden:
(40 gün içinde, mümine, bir üzüntü, bir hastalık veya korku yahut malına zarar gelir) 
ve (Müminde 3 şeyden biri bulunur: Kıllet, illet ve zillet.) (K.Saadet)
[Kıllet; fakirlik, İllet; hastalık, Zillet; itibarsızlık]

İmam-ı Gazali(k.s.) hazretleri buyuruyor ki:
(Firavun 400 yıl yaşamıştı. Bir kere başı ağrımamış, ateşi olmamıştı. Bir kere başı ağrısaydı, herkesin kendine tapınmasını istemesi hatırına gelmezdi.) [K.Saadet] 

SIKINTIYA KATLANMAK
Sual:
 Geçim darlığı ve huzursuzluk gibi maddi ve manevi sıkıntılar, günahların çokluğundan mı ileri gelir?
CEVAP:Hayır, imtihan içinde gelebilir. Lakin dünya sıkıntı ve mihnet yurdudur.
Günahlardan tevbe etmeli ve her zaman iyilik etmeye çalışmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Nerede ve ne halde olursan ol, Allah’tan kork ve her kötülüğün akabinde bir iyilik et ki, onu yok etsin!) [Tirmizi]

Günahları yok etmek için NASUH TEVBE etmek ve her zaman iyilik etmek gerekir. Kur’an-ı kerim’de mealen, (Şüphesiz iyilikler, kötülükleri yok eder) buyurulmaktadır. (Hud,114)

Her hastalık zıddı ile tedavi edilir. Günah sebebi ile kararan kalb, iyilik nuru ile temizlenir. Dünyalıktan gelen her sıkıntı, Müslümanın kalbini dünyadan soğutur ve nefret ettirir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Öyle günahlar vardır ki, onları ancak geçim hususunda çekilen sıkıntılar yok eder.) [Hatib]

Gerek geçim sıkıntısı, gerekse başka sıkıntılar için güzelce sabretmelidir. Sabretmemek bir şeyi halletmediği gibi, kızıp sağı solu kırıp geçirmek daha büyük zararlara sebep olur. Bir müminin ayağına bir diken batsa veya bir çay bardağı kırılsa, günahlarına keffaret olur. Onun için bütün sıkıntılara, üzüntülere katlanmak büyük nimet olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kulun günahı çoğalır da, onu yok edecek güzel ameli bulunmazsa, ona sıkıntılar gelir ve günahlarına kefaret olur.) [İ. Ahmed]

Malınızın kaybolması, evladınıza bir zarar gelmesi de günahlarınıza keffaret olur.

Yusuf aleyhisselam, zindanda iken, kendisini ziyarete gelen Cebrail aleyhisselama, babasının halini sordu. Cebrail aleyhisselam, (Baban senin hasretinden, yüz çocuk kaybeden annenin üzüntüsü gibi acı çekmektedir) dedi. Babasının bu acıya katlanmasının mükafatını sordu. (Baban yüz şehid sevabı almıştır) dedi.

Kötü huylara sabretmeli
Sual:
 Huysuz bir kocaya da dinin emrettiği şekilde mi davranmalıdır?
CEVAP
Zalime de, mazluma da dinimizin emrettiği şekilde hareket edilir. İyilik eden, hanımını üzmeyen kocanın nesine sabredilir? Kadın huysuz olursa, kocası sabreder, kocası huysuz olursa hanımı sabreder. Bu imtihanda sabreden çok sevap alır. Kötülük eden, kendine eder.
Ehlince bilindiği gibi;
Mazlumların, sabredenlerin yardımcısı AllahüTeala’dır. Allahü Teâlâ, kimsenin hakkını kimsede koymaz. Sabredenlere sayısız mükafat verir.

Karı-koca birbirinin kötü huylarına sabretmelidir! Hadis-i şerifte, (Hanımın kötü huyuna sabreden erkek, EyyubAleyhisselama sabrından dolayı verilen sevap gibi ecir, kocasının kötü huylarına sabreden kadın da, Âsiye’ye verilen sevab verilir.) buyuruldu. [İ.Gazali]

Kur’an-ı kerimde de, Allahü Teâlâ’nın sabredenlerle beraber olacağı ve sabredenlerin mükafatlarının hesapsız verileceği bildirilmiştir. (Enfal46, Zümer10)

İyi insan, yalnız başkalarına kötülük etmeyen kimse demek değildir. Başkalarından gelen kötülüklere de güzel sabreden kimsedir. Yani NAS’dan gelen eza ve cefaya tahammül edip, onlara dua eden…

Sual: Silsile-i aliyyeden büyük zatların fakirlik ve sıkıntı içinde yaşayanları olduğunu okuyoruz. Allah sevdiği zatlara niye nimet vermiyor da, bela ve sıkıntı gönderiyor?
CEVAP
Kâfirler, (Allah, dostlarına niçin bela gönderiyor da, nimet vermiyor) dediler. Resulullah (s.a.v.) için de şöyle dedikleri, Kur’an-ı kerimde bildiriliyor:
[( Yine ) dediler: “ Bu, nasıl peygamber? ( Bizim gibi ) yemek yiyor, çarşılarda yürüyor! Ona bir melek indirilib de ( Bu suretle ) maiyetinde ( Kendisini tastik eden ) bir inzarcı ( Yasakçı ) bulunmalı değil miydi? ” ][Furkan 7] [“ Yahud Ona ( gökten ) bir hazine atılmalı, yahud Onun, ( meyvelerinden ) yiyeceği bir bostanı bulunmalı değil miydi? ” O zalimler ( kafirler, Mü’münlere ) dedi ki: “ Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına tabi olmuyorsunuz! ”] [Furkan 8] Bela gelmesi onların şanına leke getirmez. Aksine derecelerinin yükselmelerine sebep olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir.) [Tirmizi] 
Sual:
 Eş dost, konu komşu sıkıntı veriyor. Onlardan uzaklaşıp kenara çekilmek iyi değil midir?
CEVAP
Toplumda görevlerimiz vardır. Kenara çekilmek vazifeden kaçmak gibi olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(İnsanların arasına karışıp da onların sıkıntılarına sabreden mümin, insanların arasına karışmayıp sıkıntılarına sabretmeyen müminden daha üstündür.) [Tirmizi, İbniMace, İ. Ahmed]


Sıkıntının sebepleri
Sual:
 Niye bazı iyi kimseler dünyada çok sıkıntı çekmiştir?
CEVAP
İslam âlimleri buyuruyorlar ki:
Dünya, zevk ve lezzet yeri değildir. Esas zevk yeri ahirettir. Dünya ile ahiret, birbirinin zıttı, tersidir. Birini sevindirmek, ötekinin gücenmesine sebep olur. Yani, birinde zevk aramak, ötekinde elem çekmeye sebep olur. O halde, dünyada nimetler, lezzetler içinde yüzenler, bu nimetlerin şükrünü yapmazlarsa, ahirette çok acı çekerler. Bunun gibi, dünyada tehlikelerden sakındığı, çalıştığı halde, çok acı çeken mümin, ahirette çok lezzete kavuşur. Dünyanın ömrü, ahiretin uzunluğu yanında, deniz yanında bir damla kadar bile değildir. Hatta, sonu olan, sonsuz ile mukayese edilemez. Bunun için dostlarına merhamet ederek, sonsuz nimetlere kavuşmaları için, dünyada birkaç gün sıkıntı çektiriyor. Bu sıkıntıları nimet bilmelidir.

Beş hadis-i şerif meali şöyledir:
(Hak teâlâ, sevdiği kulu belaya düçar eder, o da sabrederse, ondan razı olur.) [Deylemi] 
(Kötü komşunun eziyetlerine ölünceye kadar sabredeni Allahü Teâlâ sever.)
 [Hakim] 
(Allahü Teâlâ buyurdu ki: “Kimin, bedenine, evladına veya malına bir musibet gelir, o da güzel sabrederse, kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.)
 [Hakim] 
(Sevmediklerinize sabretmedikçe, sevdiklerinize kavuşamazsınız.)
 [İ. Maverdi] 
(Allahü Teâlâ, bir kulunu severse, 
[daha büyük nimetlere kavuşması için] bardaktan boşanırcasına, üstüne musibet, bela yağdırır.) [İ. Süyutî]

Eğer bu kul, gelen belaya sabrederse mükafatı hesap edilemeyecek kadar çok olur. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Sabredenlere, mükafatlar hesapsız verilir.) [Zümer 10] 
(Sabredenlerin mükafatını, yaptıklarının daha güzeliyle vereceğiz.)
 [Nahl 96] 
(Andolsun, sizi biraz korku, biraz açlık, mal, can ve mahsulün eksilmesiyle imtihan edeceğiz. Ey Habibim, sabredenlere
 [lütfumu, ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155]

Sıkıntının lezzeti
Sual:
 Sıkıntılardan zevk alan olur mu?
CEVAP 
İslam âlimleri buyuruyorlar ki:
Belalar, sıkıntılar, cahil için sıkıntı ise de, Evliyaya, sevdiklerinden gelen her şey, tatlı gelir. Nimetlerden lezzet aldıkları gibi, belalardan da lezzet duyarlar. Hatta, bela sadece sevgilinin arzusu olup, kendi istekleri karışmadığı için, daha tatlı gelir. Nimetlerde bu lezzet bulunamaz. Çünkü, nimetlerde, nefislerinin istekleri de vardır. Bela gelince, nefisleri ağlamakta, inlemektedir. Bu büyükler, belayı nimetten daha çok sever. Bela, bunlara, nimetten daha tatlı gelir. Bunların dünyadan aldıkları lezzet, belalardan, musibetlerden gelmektedir. Dünyada dert ve bela olmasaydı, bunların gözünde, dünyanın hiç değeri olmazdı. Dünyanın acı olayları olmasaydı, onu boş, abes görürlerdi. Belaya sabrettikleri için de, büyük nimetlere kavuşacaklardır.


Dünya imtihan yeridir
Sual:
 Müslüman, AllahüTeâla’nın sevgili kulu olduğuna göre, niye Müslümana dert bela geliyor?
CEVAP
Bu sualin birkaç türlü cevabı vardır, birisi şöyledir:
Bu dünya, imtihan yeridir. Burada hak ile bâtıl, haklı ile haksız karışıktır. Sıkıntılar belalar, Müslümanlara değil de, yalnız gayrimüslimlere verilseydi, hak ile bâtıl ayrılır, belli olurdu. İmtihanın anlamı kalmazdı. Halbuki,gayba iman etmek gerekir. Hak ve hakikate giden azimet caddesinin İRŞAT TESBİHİ’NİN iri tanelerinden İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretleri buyuruyorlar ki:
Dünyanın ve ahiretin bütün saadetleri, görmeden inanmaya bağlıdır. Dostlarını mihnet ve bela içinde göstererek, düşmanlarının gözünden sakladı. Allahü Teâlâ, her şeye kadirdir. Dostlarına hem dünyada, hem de ahirette rahatlık verebilir. Ama, âdeti böyle değildir. Kudretini, hikmeti ve âdeti altına gizlemeyi sever. İşlerini, yaratmasını, sebepler altında gizlemiştir. O halde, dünya ahiretin zıttı olduğundan, dostların, ahiret nimetlerine kavuşmaları için, dünyada sıkıntı çekmeleri gerekir. Müslümanlar dünyada, birkaç gün dert, bela çekmeselerdi, Cennetin lezzetlerinin kıymetini anlayamaz ve ebedi nimetlerin kıymetini bilemezlerdi. Acıkmayan, yemeğin lezzetini anlayamaz. Acı çekmeyen, rahatlığın kıymetini bilemez. Dünyada bunlara elem vermek, sanki daimi nimetleri arttırmak içindir. Yabancılara elem şeklinde gösterilen, dostlar için nimettir. (2/99)

Sıkıntılar, günahların affına sebep olur
Sual:
 Çok günahkâr olan mı, çok belaya uğrar?
CEVAP
Hayır. Dertlerin, belaların gelmesine sebep olan şeylerden birisi de, günah işlemektir. Bela gelince üzülmemek gerekir. Çünkü, belalar, sıkıntılar, günahların affedilmesine sebep olur. Dostlara gelen dertlerin, belaların ve musibetlerin çok olması, günahların çok affedildiğini veya derecesinin çok yükseltildiğini gösterir. Günahların çok olduğunu göstermez. Dostlarına çok bela vererek, günahlarını affeder, temizler, günahı olmayanların da, makamlarını yükseltir. Böylece bunlar, ahiret sıkıntılarından korunur, Cennet nimetlerine kavuşurlar.

Allahü Teâlâ, sevdiklerinin günahlarını affetmek için, onlara dert, bela gönderiyor. Tevbe, istiğfar edince de, günahlar affolur. O halde, dert ve beladan kurtulmak için, çok istiğfar okumalıdır. Dostların günahını, düşmanların günahları gibi sanmamalı. (İyilerin, iyilik olarak bildikleri şeyleri, dostlar, günah bilirler) buyuruldu. Bunlardan günah ve kusur sadır olsa da, başkalarının günahları gibi değildir. Yanılmak ve unutmak gibidir.

 

Hülasa: Bela ve musibetlere istenilen düzeyde sabredebilmek için, AllahüTealatarafınan irşada memur edilmiş olan büyük evliyanın yanında, zaman ve zemin müsait değilse, O devletli evliya tarafından görevlendirilmiş olan görevlinin yanında kalben, kavlen ve bütün hücrelerimizle NASUH TEVBE etmemiz lazım gelir. Zira Kur’anı Kerim yani AllahuTeala;

 

İman edenlerden NASUH TEVBE etmesini istiyor, AllahüTeala, ölüm gelmeden önce cümlemize NASUH TEVBE edip, gereğini yapmayı nasibeylesin. amin. Zira kurtuluş NASUH TEVBE’dedir. Vesselam – velikram – veddua

 

NOT: Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerle SEMERKAND yayınlarından istifade edilmiştir.

       
Hazırlayan : Bekir Aytaç
 

© Copyright 2017 | Sohbetleri Ve Kaynakları
««« www.fenafillah.com »»» sitesine aittir. Sohbet ve kaynaklar gerçek kaynaklardan kıyaslanmalıdır.
Gerçek kaynaklarının tespiti yapılmadan, sitemiz kaynak gösterilemez.