ANA SAYFA   “Sizler niyetinizi Allah için güzel yapin, her isiniz güzel olur, güzel sonuç verir. Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter. Gavs-i Sani Hz.”  


KUR'AN AHLAKI  
       

 

Sözlükte Kur’an “okumak ya da toplamak” anlamında bir mastardır.
Kur’an yüce Allah’ın resulü ve peygamberlerinin sonuncusu Hz. Muhammed’e (s.a.v) indirdiği, Fâtiha sûresi ile baş­layıp, Nâs sûresiyle biten yüce Allah’ın kelâmıdır.
Muha­tabı bütün insanlar ve cinler, gayesi de bütün insanların dünya ve ahiret mutluluklarını sağlamaktır.
Yüce kitabı­mız Kur’ân-ı Kerîm, bir hayat rehberi, insanları huzur ve mutluluğa götüren evrensel bir mesajdır.

"O (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüttür."

Kur’ân-ı Kerim yirmi üç sene gibi bir zaman zarfında, âyet âyet ve sûre sûre indirilmiştir. Bunun sebebi, de­ğişik suallere cevap vermek, meydana gelen sorunlara çareler getirmek gibi insanların farklı zamanlarda ihti­yaç duydukları meselelerine çözüm getirmekti. Kur’ân-ı Kerîm’in bu uzun zaman diliminde inmesinin bir diğer hikmeti de onun daha rahat ezberlenmesi içindi.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “İşte bu (Kur’an), bizim indirdiğimiz mübarek bir ki­taptır. Buna uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin."

Her asırda yüz binlerce mushaf-ı şerif yazılmıştır. Ayrı­ca Kur’ân-ı Kerîm’i baştan sona ezberleyen yüzbinlerce hafız yetişmiştir. Bu özellik semavî kitaplar arasında yal­nız Kur’ân-ı Kerîm’e nasip olmuştur. Bu da bir hikmet gereğidir. Çünkü diğer semavî (İlâhi) kitaplar belli bir kavme ve belirli bir zamana ait olarak peygamberlere indirilmişlerdi. Kur'ân-ı Kerîm ise bütün insanlık âlemine ve bütün asırlara mahsus olarak Peygamberimiz'e (s.a.v) indirilmiştir. Onun için bu kitabın Allah tarafından korunması bir hikmet gereği olmuştur.

Kur’an, Hz. Peygamber’e (s.a.v) vahyolunduğu günden beri hiçbir değişikliğe uğramadan nesilden nesile geçerek bize kadar gelmiştir. Bu özelliği taşıyan, yani ilk nâzil olduğu şekilde bir kelime eklenme­den ve bir kelime eksilmeden günümüze kadar gelen tek kitap hiç şüphe yok ki Kur’ân-ı Kerîm’dir. Çünkü yüce Allah onu korumayı bizzat üzerine almış bulunmaktadır: “Şüphe yok ki o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik. Onu koruya­cak olan da biziz."

Bundan dolayı pek çok asır geçmiş olmakla birlikte Kur'an düşmanlarından herhangi bir kimse onda bir de­ğişiklik yapmaya, bir şeyler eklemeye, eksiltmeye ya da değiştirmeye güç yetirememiştir.

Kur’ân-ı Kerîm Hayat Klavuzumuz
İnanan insanlar, Kur’an’ı günlerinde ve gecelerinde, oradaki Allah buyruklarına uyarak yaşarlar. Bununla birlikte namazlarında olsun, namaz haricinde olsun bir ibadet olarak onu okurlar. Çünkü onlar Allah’ın şu övgüsünü kazanmışlardır: “Müminler ancak, Allah zikredildiği (anıldığı) zaman kalpleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek müminlerdir...” (Enfal/2-4)

Kur’ân-ı Kerîm, insan ilişkilerine büyük önem verir. Önce kişinin gerek Allah’a ve gerekse insanlara karşı görev ve sorumluluklarını bildirir. Toplumun özünü oluş­turan aile hayatı ile karı ile kocanın karşılıklı hak ve vazi­felerinden milletlerarası münasebetlere varıncaya kadar sosyal hayatın bütün kurallarını gösterir; en yüksek, en güzel ahlâk prensiplerini öğretir. Çok basit gibi görünen ve fakat insanları birbirlerine yaklaştırmada, sevgi, kar­deşlik ve dayanışma içerisinde yaşamaları hususunda önemli etkisi olan selâmlaşmaktan ve evlere izin alarak girme âdabına varıncaya kadar detaylara yer verir.

Kur’ân-ı Kerîm, zina, fuhuş, adam öldürmek, yalan söylemek, iftira etmek, haksızlık yapmak, israf etmek,  hıyanette bulunmak, gıybet ve sarhoşluk gibi toplumu temelinden sarsan kötülükleri yasaklar.

Kur’an, insanları ilim ve irfana, ibretle bakıp düşün­meye çağırır. Gaflet içinde yaşamaktan insanları engel­ler. İnsanlara, yüce Allah'ın hikmet ve kudretini gösteren büyük eserlerine bakmalarını öğütler.

Kur’ân-ı Kerîm, geçmiş ümmetlere ait ders alınacak en büyük ibret sahnelerini ve tarihî olayları bildirir. İn­sanları bunlardan ibret almaya çağırır. Peygamberlere karşı çıkıp isyan eden günahkâr kavimlerin çok korkunç akıbetlerini haber verir.

Kur’an, hem şahıslara hem de cemiyetlere, selâmet içinde kalmaları için adaleti, doğruluğu, alçak gönüllü olmayı, sevgiyi, merhameti, iyilik etmeyi, bağışlamayı, edep gözetmeyi, eşitliği ve bu gibi yüksek huyları tav­siye eder, insanları zulümden, hainlik etmekten, büyüklenmekten, cimrilikten, intikam duygularından, katı yü­rekli olmaktan, çirkin söz ve işlerden, zararlı olan içki ve yiyeceklerden alıkor. Yapılması, yenip içilmesi helâl veya haram olan şeyleri bildirir.

Kur’ân-ı Kerîm, önceki devirlerde insanlara gönde­rilmiş olan peygamberlerin bir kısmı ile ilgili bilgi verir. Yüksek görevlerini nasıl başardıklarını ve bu görevler uğrunda ne kadar zorluklara katlandıklarını bildirir. Yüce Allah Kur’an’da bütün insanların son peygambere uy­malarını emreder.

Kur’an’la Ahlâklanmak
“Ahlâklı” olmak demek, Kur’an’da müminlere yönelik olarak mevcut bulunan ne kadar hüküm, yönlendirme, sakındırma, öğüt vs. varsa, hepsine tam bir teslimiyetle riayet etmek demektir. Nitekim Kur’an’la ahlâklanmanın onunla amel etmek, onun çizdiği sınırların dışına çıkmamak, öğütlediği adap ve erkâna riayet, zikrettiği kıssa ve meseller üzerinde düşünmek ve onu adabına uygun şekilde tilavet etmek anlamına gelmektedir.

Allah (c.c) bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: “Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın.”

‘Allah'ın ipi’nin, ‘Allah'dan gelen bir ip’ yani Kur’an olduğu da söylenmiştir. Buna delil olarak getirilebilecek bazı hadisler şöyledir:

“O, (Kur'an) Allah'ın sağlam ipi, dosdoğru yoludur.”
“Allah'ın kitabı, gökten yere uzanan Allah'ın ipidir.”
“Muhakkak ki bu Kur'an Allah'ın sağlam ipidir, açık bir nurdur, faydalı bir şifâdır, ona sarılan için bir koruma (kendine sarılana koruyucu) ve kendine uyan için bir kurtuluştur.”

Kur'an’ı son derece sevmeli, kadrini yüceltmelidir. Zira o, yüce Yaratıcı'nın kelâmıdır. Onu anlamak için büyük bir istek ve çaba içinde olmak gereklidir. Samimi olan kullar kendilerine yapılan tavsiyeleri böyle anlarlar. Kendilerine bir mektup geldiğinde o mektupta yazılı olanı anlayıp yerine getirmek için gayret gösterirler. Samimi müminler Rablerinin kitabına karşı da böyle yapmalı, kitabını anlayıp istediği ve razı olduğu şekilde emirlerini yerine getirmeye gayret göstermelidir. Daha sonra onları insanlar arasında yaymaya gayret göstermeli ve muhabbetle onu araştırmaya devam etmelidir. O kitabın ahlâkıyla ahlâklanıp edebiyle edeplenmelidir.

Resûlullah’ın (a.s) Ahlâkı Kur’an Ahlâkıdır
İslâm ahlâkının şekillenmesinde Kur'an'ın yanında âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber'in sünneti de bir hayli önemlidir. Zaten Kur'an'da onun yüce bir ahlâk üzere olduğu, onda tâbi olunacak güzel bir örneğin bulunduğu ifade buyrulmaktadır. Onun yaşayışı, Kur'ân-ı Kerîm'in sanki canlı bir tablosu idi. Hz. Âişe validemize, Hz. Peygamber'in (a.s) ahlâkı sorulduğunda,
"Siz Kur'an okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kur'an idi" diye cevap vermiştir.

Bu söz ile Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v.) Kur'ân-ı Kerîm'in ahlâkı ile ahlâklandığını, onun emrettiklerini yerine getirdiğini ve yasakladıklarından da kaçındığını ifade etmek istiyordu. Böylece onun Kur'ân-ı Kerim'e dayalı davranışları, kendisinden hiç ayrılmayan bir karakter ve huy haline gelmişti. İşte bu, ahlâkların en yücesi, en şereflisi ve mükemmel olanıdır.

Hz. Peygamber bizzat kendisi de, "Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim " buyurmuştur.

Yüce bir ahlâk üzere gönderilen Resûlullah (s.a.v), güzel ahlâkın, iyinin, iyiliğin modeliydi, temsilcisiydi. Nitekim örnek olarak sunduğu hayat tarzı, onun sünnetini oluşturuyordu. İnsanlık, artık iyi ile doğruyu, güzel ile çirkini onun penceresinden bakarak daha berrak görme şansına sahipti. O, örnek davranışlarıyla kendi evlâtlarını kuma gömecek derecede vahşileşen bir toplumu, insanı saygın bir varlık kabul eden medenî bir toplum konumuna getirmiş, zulüm ve ahlâksızlıklarla dolu bir toplumdan tarihe damgasını vuran gıpta edilecek nesiller yetiştirmişti.

Kendisine on yıl hizmet ederek yakın çevresinde bulunan Hz. Enes (r.a.), "On yıl boyunca ona hizmet ettim. Bu süre içinde bana asla kızmadığı gibi, hiçbir işten dolayı da beni azarlamadı. Yapmadığım işler için, 'Niçin yapmadın?' diye sormadı" şeklinde konuşmaktadır.

O (a.s) rahmet peygamberiydi. Bu yüzden Uhud günü yanağı yarılıp dişi kırıldığında kendisinden beddua etmesi istenmiş, o şu karşılığı vermişti: "Ben lânetçi olarak gönderilmedim. Ben ancak davetçi ve âlemlere rahmet olarak gönderildim."

Ashâb-ı kirâm, Hz. Peygamber'i (s.a.v) kendilerine örnek alıp her konuda onun sünnetine uydukları için, kısa zamanda kemale ermişlerdir.

Kur'ân-ı Kerîm O’nun hakkında, "Ve muhakkak ki sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin." buyurmaktadır. Yüce dinimizin güzel ahlâka verdiği önemi anlamak için Kur'an âyetlerine ve Hz. Peygamber'in hayatına göz atmak yeterlidir.

Kur'an ve Sünnet’e uymak
Kur'ân-ı Kerîm Allah Teâlâ'nın, insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak, dünyevi ve uhrevi saadetlerini sağlamak üzere göndermiş olduğu mukaddes kitabımızdır. Sünnet ise, Peygamberimizin (s.a.v) mübarek sözleri, örnek davranışları ve beğendiği işlerin tamamı demektir. Bir Müslüman için bu iki kaynak hayati önem taşır. Nitekim Kur'an'ın birçok yerinde "Allah'a ve Resulüne itaat edin."   emri yer almaktadır. Allah'a itaat Kuran'a tabi olmakla, Peygambere (s.a.v) itaat ise sünnete tabi olmakla mümkündür. Öte yandan, Peygamber'e (s.a.v) itaat edenlerin Allah'a itaat etmiş olacağı yüce kitabımızda ifade edilmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v) Kur'ân-ı Kerim'de yer alan emir ve hükümlerin ne şekilde icra edileceğini yaşantısıyla ortaya koymuştur. Sünnete müracaat etmeden, Kur’an ayetlerinin gönderiliş sebeplerini ve emirlerin hikmetlerini anlamamız, hayatımızda önemli bir yer tutan ibadetlerin yapılış şekillerini bilebilmemiz mümkün değildir. Resûlullah'ı (s.a.v) sevmek, ona inanmak, ona itaat etmek, onun getirdiklerini almak, yasaklarından kaçınmak, kısacası sünneti yaşamak da Allah'ın bir emridir. Kur'an'ı Kerim de, "Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının." buyrulmuştur.

Abdülkadir-i Geylânî (k.s) şöyle buyuruyor: “Hz. Peygamberin (s.a.v) getirdiğine, yani Kur'an'a, Sünnet’e devam et. Çünkü bir kimse onları bırakırsa zındık olur. Ve Islâm bağından kendini salıverir.”

Kur'ân-ı Kerîm Bir Hidayet Kitabıdır
İnsanlardan, "Ben Kur'an'a iman ettim" diyen kimse, onun içinde bildirilen bütün hüküm, emir ve haberlerin hak olduğunu kabul etmiş olur. Kur'an'ın helâl dediğini helâl, haram saydığını haram kabul etmek imanın bir şartıdır ve bu farzdır. Allah Teâlâ'nın indirdiği diğer kitaplara sadece imanla mükellefiz; fakat yüce Kur'an'a hem iman hem de hükümlerini bilmek ve amel etmekle mükellefiz.

Yüce Rabbimiz'in beyanı ile Kur'ân-ı Hakîm, kalbi ve kâinatı aydınlatan, insanlığı karanlıklardan nura ve aydınlığa çıkaran bir kitaptır. O, dengesini kaybeden insanlığa denge verir; insanı insan yapar.

Kur'ân-ı Kerîm elimizde, dilimizde ve gönlümüzde bulunduğu sürece kıyamet kopmayacaktır. Onunla amel edildiği sürece, şahıs ve milletlerin de düzeni yıkılmaz, huzuru bozulmaz. Onunla öğretilen ilâhî dostluk ve ahlâk terkedilince, ortada insan ve insanlık diye bir şey kalmaz.

Sahabeden İbn Ömer ve Cündeb b. Abdullah (r.a.) şöyle demişlerdir: "Biz öyle bir zaman diliminde yaşadık ki bizden birimiz, önce iman ederdi. Hz. Peygamber'e (s.a.v.), bir sûre nâzil olduğunda ondaki helâlleri, haramları, emirleri, yasakları ve bilmemiz gereken bilgileri, sizin şimdi Kur'an'ı öğrendiğiniz gibi hemen öğrenirdik. Aradan zaman geçti, birtakım insanlar gördüm ki onlar, Kur'ân-ı Kerîm'i Fâtiha'dan sonuna kadar hatmediyorlar ama onun emirlerini, yasaklanın, ondan neyi bilmeleri gerektiğini bilmiyorlar. Onu sadece okuyorlar. Oysa yüce Allah'ın bildirdiği gibi, Kur'an'ın gönderilmesinden maksat, onun emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmaktır. Çünkü Kur'an'ın çizdiği sınırların içinde kalınması farzdır ve kul, bundan mesuldür. Bunun için onlara aykırı davrananlara azap olunacaktır. Halbuki Kur'an'ın harflerinin sayılması farz değildir ve kul, bundan dolayı cezalandırılmayacaktır.”

Allah Teâlâ'yı seviyorsak, O'nun dostlarına hitabı ve selamı olan yüce Kur'an'ı okumalıyız. Sevgilisinden gelen bir mektubu açıp okumayan veya birine okutup içindeki meramı anlamayan, ondaki kelâmdan ve selâmdan hiçbir zevk almayan kimsenin sevgisi ne kadar samimidir?

Kur’an ahlâkı ile ahlaklanan velileri yoldaş edinmek
Allah Teâlâ (c.c) şöyle buyuruyor: "Kim Allah'a ve Peygamber'e itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır."

Emrolunduğumuz itaat ile kastedilen, Allah'ın (c.c) bütün emirlerine uymak ve yasakladıklarından tamamıyla sakınıp çekinmek suretiyle Allah'a (c.c) teslim olup boyun eğmektir.

O'na boyun eğip teslim olmanın faydası ve mükâfatı, yaratılmışların en şereflisi olan peygamberler ve onlara yakın zatlar ile yoldaş ve sohbet arkadaşı olmaktır. Bu mükâfattan anlaşılan, onlarla aynı dereceye ermek değil, istenildiği vakit kendilerini ziyaret edip sohbetleriyle şereflenmektir.

Kur'ân-ı Kerîm insanlığa İlâhî emanettir
Kur'ân-ı Kerîm, kâinata indirilen en büyük, en ağır ve en şerefli bir emanettir. Cenâb-ı Hak, "Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, hiç şüphesiz onu Allah'ın korkusundan paramparça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz" buyurmuştur.

O emaneti taşıyan kalp ne güzel bir kalptir. Onun hizmetini gören kimse ne güzel bir kuldur. Bu emanete sırt çevirenler, kendilerine ve kâinatın nimetlerine ne kadar yazık ediyorlar. Haktan kaçan kimsenin kalbine ağlamalıdır. Bala zehir diyenlerin zihniyetine acımalıdır.

Kur'ân-ı Kerîm inişiyle, gelişiyle, hükmüyle, edebiyle, belâgatındaki terkibi, fesahatindeki tadıyla, okunması ve ezberlemesiyle eşi benzeri olmayan mucize bir kitaptır.

Kur'ân-ı Kerîm, insan ve cinlere ikram edilmiş ilâhî bir hitaptır ve rabbânî bir selâmdır. Bu selâmı sevgi ve edebince alanlara selâm olsun.

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَن الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Kalem 68/52.

En'âm 6/155.

Hicr 15/9.

Delilleriyle islam Akaidi, Hüseyin Okur, Semerkand Yayınları, sf.118.

Semerkand Dergisi, Kur’an Dirilere Seslenir Ölülere Değil, Mustafa Necm, Semerkand Dergisi, Haziran 1999

Delilleriyle islam Akaidi, Hüseyin Okur, Semerkand Yayınları, sf.121.

Bir Ahlâk İhtiyacı, Ebubekir SİFİL, Semerkand Dergisi, Aralık 2007.

Âl-i İmran, 103.

İbni Kesir Tefsiri.

Hadislerle İlim ve Hikmet, İbn Receb El-Hanbelî, Semerkand Yayınları, C.1, sf.261.

Kalem 68/4.

Ahzâb 6/21.

Müslim, Müsàfirin, 18 (nr. 139); Beyhaki, Delâilü'n-Nübüvve, 1/308; İbnKesîr, Şemâilü'r-Resül, s. 57.

Buhâri, Edebül-Müfred, nr. 273; Mâlik, Muvatta', Hüsnü'I-Huik, 1 (nr. 8); Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/381.

Buhârî, Edeb, 39; Müslim, Fezâil, 13: Ebû Davud, Edeb, 1; Tirmizî, Birr, 69; Şemâil, nr. 345.

Müslim, Birr, 24 (nr. 87).

Edep Ya Hu, SiraceddinÖnlüer, Semerkand Yayınları, c.1, sf.41.

Kalem, 68/4.

Edep Ya Hu, SiraceddinÖnlüer, Semerkand Yayınları, c.1, sf.30.

Nisâ 4/59.

Nisâ 4/80.

Haşr 59/7.

Allah Kulundan Vazgeçer mi?, Semerkand Araştırma Grubu,  Semerkand Yayınları, sf.41-43.

İbrahim 14/1.

Bahrü'l-Medîd fî Tefsîri'l-Kur'âriî'l-Mecîd, İbnAcîbe el-Hasenî, Semerkand Yayınları, c.1,sf.159.

Bahrü'l-Medîd fî Tefsîri'l-Kur'âriî'l-Mecîd, İbn Acîbe el-Hasenî, Semerkand Yayınları, c.1,sf.161.

Bahrü'l-Medîd fî Tefsîri'l-Kur'âriî'l-Mecîd, İbn Acîbe el-Hasenî, Semerkand Yayınları, c.1,sf.164.

Bahrü'l-Medîd fî Tefsîri'l-Kur'âriî'l-Mecîd, İbn Acîbe el-Hasenî, Semerkand Yayınları, c.1,sf.165.

Nisâ 4/69.

Elli Dört Farz Şerhi, A. Kemaleddin Üstün, Semerkand Yayınları, sf.370.

Haşr 59/21.

Bahrü'l-Medîd fî Tefsîri'l-Kur'âriî'l-Mecîd, İbnAcîbe el-Hasenî, Semerkand Yayınları, c.1,sf.164.

       
Hazırlayan : Bekir Aytaç
 

© Copyright 2017 | Sohbetleri Ve Kaynakları
««« www.fenafillah.com »»» sitesine aittir. Sohbet ve kaynaklar gerçek kaynaklardan kıyaslanmalıdır.
Gerçek kaynaklarının tespiti yapılmadan, sitemiz kaynak gösterilemez.