ANA SAYFA   “Sizler niyetinizi Allah için güzel yapin, her isiniz güzel olur, güzel sonuç verir. Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter. Gavs-i Sani Hz.”  


CENNETİN NİMETLERİ  
       

           "Çeşitli nimetlerle bezenmiş olan ve müminlerin içinde ebedî olarak ka­lacakları âhiret yurduna” denir. Cennet ve oradaki ha­yat sonsuzdur. Kur’an ve Sünnet’te ifa­de buyrulduğuna göre, peygamberlerin davetine uyup iman eden ve amel-i sâlih işleyen kimseler cennete gireceklerdir. İslâm geldikten ve Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu dini tebliğ ettikten sonra (İslam dinine) iman eden herkes cennete girecektir. Günahkâr müminler ise günahları nisbetince azap gördükten sonra ebedî kal­mak üzere cennete gireceklerdir…

Kur’ân-ı Kerîm’de cennetin ve cennetliklerin şu şekilde tasvir edildiğini görebiliriz: Cennet, genişliği göklerle yer kadar olan bir yerdir. Cennette müminler, tertemiz sulardan tadı bozulmayan süt ve süzme bal ırmaklarından içerler. Orada ne yakıcı bir sıcak ne de dondurucu bir soğuk vardır. Cennette türlü meyveler, hurmalıklar, nar ağaçları, bağlar, dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, çeşit çeşit kuş etleri bulunur. Cennettekilere altlarından ırmaklar akan, üst üste bina edilmiş köşkler vardır. Cennetliklerin canlarının istediği ve gözlerinin gördüğü her şey orada hazır bulunur.

Cennetliklerin elbiseleri ince ve kalın halis ipektendir, süsleri altındandır. Cennetliklerin hem kendileri hem de eşleri cennetin gölgelerinde tahtları üzerine kurulup yaslanırlar. Cennetlikler için pek çok güzellikle nitelenmiş tertemiz eşler bulunacaktır. Allah tarafından kalplerinden kin sökülüp atılmış olan cennetlikler, kardeşler halinde, karşı karşıya tahtları üzerinde otururlar. Orada bunlara hiçbir yorgunluk ve zahmet yoktur. Cennette boş ve yalan söz de işitilmez.
 
Cennet nimetlerinin insan aklının ve hayalinin alamayacağı güzellikte olduğunu Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] bir hadis-i kudsîde şöyle beyan etmektedir: “Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: Salih kullarım için ben, cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve insanın kalbinden bile geçmeyen nice nimetler hazırladım."

 Ebû Hüreyre [radıyallahu anh] anlatıyor: Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu: “Kıyamet günü bir melek şöyle seslenir: Artık burada hep yaşayacak ve hiç ölmeyeceksiniz. Daima sıhhatli olup hiç hasta olmayacaksınız. Hep genç kalıp asla yaşlanmayacaksınız. Her zaman refah içerisinde olup asla ümitsizliğe düşmeyeceksiniz." (Bu hadis-i şerif, şu âyet-i kerimede anlatılan manadır) “Ve onlara (cennetliklere) şöyle seslenilir: işte bu, amelleriniz sebebiyle kazandığınız cennettir"

 Müminler, ahirette, cennete girdikten sonra Allah’ı göreceklerdir. Kur'ân-ı Kerîm’de, "O gün bazı yüzler vardır ki ışıl ışıl parıldayacaktır. Rab'lerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir)” buyrularak, ahiret­te müminlerin Allah’ı görecekleri haber verilmektedir. Peygamber Efendimiz de [sallallahu aleyhi vesellem] bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: "Muhakkak ki siz şu ayı görüşünüz gibi, Rabb’inizi de göreceksiniz.”,

Müminlerin Cennet Yolculuğu

Cennet ehli İsrâfil'in (a.s.) sûrunu duyduklarında kabirlerinden uykudan uyanır gibi uyanırlar. Meleklerin ellerinde altın taçlar ve ipekten elbiselerle, başuçlarında beklediğini görürler. Burakları da hazırlanmıştır. Buraklarının eyerleri nurdan, yeleleri misk ü amberdendir. Melekler der ki:

"Ey müminler, bugün mahşer günüdür. İşte taçlarınız, işte elbiseleriniz, işte buraklarınız. Tacınızı takın, elbisenizi giyin, burağınıza binin. Bugün Allah hüküm vericidir. Muhammed Mustafa (s.a.v) şefaatçidir. Allah'ın adalet terazisi kurulmuştur. Cennet sağ yana, cehennem sol yana koyulmuştur. Sırat köprüsü cehennemin üzerine kurulmuştur. Muhammed Mustafa'nın (s.a.v) bayrağı mahşer yerine dikilmiştir. Müminler o bayrağın altına toplanacaktır."

 

 

Melekler mümin olanları burağa bindirir ve yola koyulurlar. Müminlerin önlerinde, arkalarında, sağlarında ve sollarında binlerce melek salavat ve tekbirle yürür. Melekler müminleri mahşer yerine getirince orada bulunanlar sorarlar:

- Bunlar kimdir? Melekler şöyle der:
- Bunlar ümmet-i Muhammed'in salih müminleridir. Dünyada yaşarken bunlar Allah'ın buyurduklarını yerine getirmişlerdir. Nefslerini Allah'ın izin vermediği yerlerden uzaklaştırmalardır. Dünyada iken gece gündüz bütün arzu ve çalışmaları Allah Teâlâ'nın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaktı. Şimdi işte gördüğünüz gibi Allah Teâlâ kendilerinden razı ve hoşnut oldu. Bunlara bu ululuğu ve izzeti verdi. Bunların daha büyük ululukları ve izzetleri cennetledir.

Bunlar mahşer yerinde sağ tarafta nebîlerin ve Hak dostu velilerin durduğu yerde dururlar. Bunları amellerinin tartılması için teraziye götürdüklerinde bir kere "lâ ilâhe illallah" demelerinin bütün günahlarından ağır geldiği görülür.

Kardeşim bunlar senin, benim gibi gafletle "lâ ilâhe illallah" demezlerdi. Hakiki söyledikleri için bu rütbeleri buldular. Bunların terazileri ağır gelir. Hak Teâlâ bunları cennete buyur eder. Cennetteki makamlarına giderken sırattan geçerler. Sırattan geçerken cehennem şöyle seslenir:

- Çabuk geçin ey müminler, sizin nurunuz benim ateşimi söndürüyor. Bunlar da sırattan yıldırım gibi geçer. Cennetteki saraylarına yerleşirler. Ak inciden yapılmış saraylarında keyif ve sefa içerisinde yiyip içerler. Cennetin zevkleriyle meşgul olurlar.

Muhaddisler demişler ki:"Sekiz cennet vardır. Hepsinden âlâsı adn cennetidir. Oraya herkes giremez. Peygamberler, veliler, şehidler ve sıddıklar girer."

Adn cennetinde berrak bir ak dağ vardır. Kâfurdan yapılmıştır. Hak Teâlâ müminlere cennette orada tecelli eder. Yarın cennet ehli olan bütün ehl-i iman orada toplanacaktır. Allah Teâlâ'nın didarını keyfiyetsiz görürler.

Cennetlikler, cennete yaklaştıklarında kapısının önünde iki tane su kaynağı bulurlar. Onların birinde yıkanırlar; bedenleri Hz. Âdem'in (a.s) süretine döner. Sonra diğer kaynaktan içerler; onunla kalp­lerinden kin, haset ve diğer hastalıklar temizlenir.

Cennetin Sayısı

Kısas-ı Enbiyâ'da cennetin sekiz olduğu belirtilir. Nitekim riva­yete göre şöyle buyrulmuştur:

Cennet sekizdir:

1. Dârü’l-celâl: İncidendir.
2. Dârü’s-selâm: Kızıl yakuttandır.
3. Cennetü’l-me’vâ: Yeşil zeberceddendir.
4. Cennetü’l-huld: Sarı mercandandır.
5. Cennetü’n-naîm: Ak gümüştendir.
6. Cennetü’l-firdevs: Kızıl altındandır.
7. Cennetü’l-karâr: Misktendir.
8. Cennetü’l-adn: Çok latif bir incidendir. Onun, kızıl altından iki kanatlı bir kapısı vardır. Bir kanadından bir kanadına beş yüz yıllık yoldur. Duvarlarının bir tuğlası altından, bir tuğlası gümüştendir. Sıvası misktendir. Bütün cennetlerin en şereflisi adn cennetidir. Onun bütün özelliklerini Allah’tan başkası bilmez.

Bazıları şöyle der: Adn, cennetin içinde bir şehirdir. Fakat sahih olan gö­rüş, onun başlı başına bir cennet olduğudur.

 

 

Kur’an'da bunların bazılarından şöyle söz edilir:

 Cennetü’l-Me’vâ,

 "İman edip, güzel ve makbul işler işleyenlere, yaptıklarına karşılık konukluk olarak me’va cennetleri vardır"

Cennet-i And,

“Onlar, adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından salih davranışlarda bulunanlar da (adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip şöyle derler Sabrettiğinize karşılık size selâm olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir!"

 Firdevs Cenneti,

“İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için makam olarak firdevs cennetleri vardır"

 Cennetü’n-Naîm,

“Ama iman edip güzel ameller işleyen kimseleri, imanları sebebiyle, Rab'leri hidayete erdirir. Naîm cennetleri içinde altlarından ırmaklar akar"

 Dârü’s-Selâm,

 "Bu İslâm yolu Rabb'inin dosdoğru yoludur. Düşünüp idrakini kullanan kimseler için âyetlerimizi iyice açıklamış bulunuyoruz. Rab'leri katında onlara (selâm) esenlik yurdu (cennet) vardır. Ve yapmakta oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur.",

Cennetin Kapıları

Nakledildiğine göre cennetin sekiz kapısı vardır. Her kapısında yetmiş bin bahçe vardır. Her bahçesinde, yakuttan yetmiş bin saray bulunmaktadır. Her sarayın, zümrütten yetmiş bin avlusu vardır. Her avluda kızıl altından yetmiş bin ev bulunmaktadır. Her evde ak gümüşten yetmiş oda vardır. Her odada amberden yetmiş sofra bulunur. Her sofrada mücevherden yetmiş tabak var­dır. Her tabakta türlü türlü nimetler bulunmaktadır. Ayrıca her köşkün üzerinde altından yetmiş taht vardır. Her tahtın üzerinde cennet ipeklerinden, süslü ku­maşlarından ve atlasından yapılmış yetmiş döşek vardır. Her tahtın çevresinde bir ırmak akmaktadır. Her ırmağın kıyısında yeşil yakuttan yetmiş kubbe vardır. Her kubbenin altında kızıl altından bir koltuk vardır. Her koltuğun üzerinde, nurdan bir cennet güzeli oturmaktadır. Ayrıca çok çeşitli kuşlar ve meyveler vardır.

Cennetin kapıları, temel ibadetlerin sayısı kadardır. Aynı şekilde cehennemin kapıları da temel günahların sayısı kadardır.

Ebü Hureyre (r.a) Rasulullah (s.a.v)’den şöyle rivayet eder: “Kim malından Allah (c.c.) rızası için bir çift sadaka olarak verirse, cennetin bütün kapılarından davet edilir. Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz ehli olanlar namaz kapısından, oruç ehli olanlar oruç kapısından, sadaka ehli olanlar sadaka kapısından ve cihad ehli olanlar cihad kapısından cennete davet edilirler.
Bunun üzerine Ebu Bekir (r.a) dedi ki:

- Vallahi, bir kulun cennetin her hangi bir kapısından çağrılması zaruri değildir! Acaba bu kapıların hepsinden çağırılacak bir kul var mıdır?

Rasulullah (s.a.v.) cevaben buyurdu ki:

- Evet, senin de onlardan olacağını umuyorum!”

(Cennet ehli) Cennetin kapılarından birine vardıklarında orada bir ağaç bulurlar. Ağacın dibinden iki çeşme kaynar; emrolundukları gibi iki çeşmenin birinden içerler. Ondan içtikleri anda karınlarındaki pislik ve sıkıntı kaybolur. Sonra diğer çeşmeye yönelirler ve ondan yıkanırlar. Yıkanınca cennet nimetlerinin parlaklığı yüzlerinde belirir. Bundan sonra saçlarının rengi hiç değişmez, başları asla tozlanmaz; yağlanmış gibi hep parıldar. “Cennete varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedi kalmak üzere girin buraya, derler.”

Sonra vildanlar (cennet görevlileri) kendilerini karşılar ve sevilen bir kişinin uzun süren ayrılıktan sonra ansızın evine döndüğünde çocuklar nasıl onun etrafını sararsa, vildanlar da onun etrafını öylece çevirirler. Hepsi birden kendisine şöyle derler: ‘Sana müjdeler olsun! Allah Teala (c.c) sana şöyle şöyle nimetler hazırladı!’

Ardından içlerinden biri, onun hurilerden olan eşlerinden birine giderek adamın dünyada söylenen ismiyle ‘Falan kişi geldi!’ der. Huri ona ‘Sen onu gördün mü?’ diye sorar. Gelen hizmetli de ‘Evet gördüm, peşimden geliyor!’ der. Bu haber üzerine huri, adeta kuş gibi uçarak kapının eşiğine gelir.

Adam cennetteki evine varınca, yapısına şöyle bir göz atar. Yuvarlak inci taneleri üzerinde kırmızı, yeşil, sarı ve her renkten oluşan bir sarayın yükseldiğini görür. Sonra başını kaldırır tavanına bakar ve şimşek gibi göz kamaştırıcı olduğunu görür. Eğer Allah Teala, ona dayanacak güç veremese parlaklığından gözleri kör olurdu. Sonra başını aşağı indirince eşleri şöyle der: “Konulmuş kadehler, sıra sıra dizilmiş yastıklar, serilmiş halılar vardır.”

Sonra sırtını bir yere yaslar ve şöyle der: “Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allah’a hamd olsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik.”

Daha sonra bir nidacı şöyle nida eder: ”Ebediyen ölmeden yaşayın! Asla ayrılmamak üzere yerleşin! Ebediyen hastalanmayan bir sağlık sahibi olun!”

Cennete ilk girecek kişi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’dir. Nitekim Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:

-Ben kıyamet günü cennetin kapısına gelip açılmasını isterim. Kapıda görevli melek sorar:

- Sen kimsin?

- Ben: `Muhammed’im!` derim. Bunun üzerine melek şöyle der:

- Hoş geldin! Senden önce kimseye açmamakla emr olundum!”,

 

Cennet Halkının Özellikleri

İkrime (r.a) demiştir ki: "Cennet ehlinin kadınları da erkekleri de yaklaşık otuz üç yaşlarında, boyları da babaları Âdem (a.s) gibi 60 zirâ (30 m.) uzunluğunda olacaktır. Onların her biri güler yüzlü, sürme gözlü tertemiz gençlerdir. Her birinin üzerinde yetmiş cennet elbisesi vardır. Bu elbiselerin her biri, bir saat içerisinde yetmiş renge bürünür. Erkek hanımın yüzüne, gerdanına ve hatta bacağına baktığı zaman bile parlaklığından kendini görebilir. Kadın da kocasının yüzüne, göğsüne ve bacaklarına baktığı zaman kendisini görebilir. Cennet ehli tükürmez, sümkürmez. Pislik türü şeyler de onlarda bulunmaz."

Bir haberde şöyle rivayet edilmiştir: "Eğer cennet kadınlarından biri, avucunu açıp semaya doğrultsaydı, doğu ile batının arasındaki her yer aydınlanırdı."

Fakih Ebü'l-Leys Semerkandî (rahmetullahi aleyh) diyor ki: Senedleriyle bize kadar ulaştığına göre, Zeyd b. Erkâm (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Ehl-i kitap'tan biri Resûl-i Ekrem'in (s.a.v) yanına geldi ve,

- Ey Ebü'l-Kasım! Cennet ehlinin yiyip içmeleri hakkında ne diyorsun? diye sordu. Nebî (s.a.v),

- Evet; onlar yerler içerler. Nefsimi kudret elinde tutan yüce Allah'a yemin olsun ki, onlardan her birine yeme içme ve cima etme hususunda yüz adamın kuvveti verilir, buyurdu.

Adam,
- O halde, yiyip içen kimsenin haceti olmaz mı? diye sordu. Resûlullah (s.a.v),

- Onların ihtiyaçlarını gidermesi terleme şeklinde. Terleri de misk kokusu gibidir, buyurdu.,

A'râf Ehli

A'râf, cennetle cehennemin arasında bulunan sûrun ve yüksek kısmın adıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de A'râf adında bir sûre bulunmaktadır. A'râf sûresi Mekke’de inmiş olup, 206 (iki yüz altı) âyettir. 46 ve 48. âyetlerde a'râfta yani cennet ve cehennem ehli arasındaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir. Bu sûrenin ilgili âyetlerinde şöyle buyrulmaktadır:

“(Cennet ehli ile cehennem ehli) arasında bir sur, surun burçları (a'râfın) üzerinde de herkesi simalarından tanıyan kimseler vardır. Cennetliklere, ‘Selâm size’ diye nidâ ederler. Henüz oraya girmemişler, fakat çok arzulamaktadırlar. (Yine) A'râf ehli simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek derler ki: 'Ne çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz büyüklük size hiçbir yarar sağlamadı"

 Bu âyetler bağlamında müfessirler, a'râfta kalacak olan kimselerin, küçükken ölen müşrik (kâfir) çocukları ile iyi ve kötü amelleri eşit olan müminler olduğunu söylemişlerdir. Bunlar cennete girmeden önce cennetle cehennem arasında bir süre bekletilecekler, sonra Allah'ın lutfuyla cennete gireceklerdir.

 Taberânî'nin zikrettiği bir hadiste a'râfta bulunanların Resûlullah Efendimiz'in [sallallahu aleyhi vesellem] şefaatiyle cennete gireceği müjdelenmiştir.[32]

Peygamberlerin Ziyafetleri

Haberde geldiğine göre, cennet ehli cuma günü cennete girer. Ondan sonra yerlerine varıp yerleşirler. Burada Hak Teâlâ’nın verdiği sayısız nimet­lere, türlü türlü ikramlara, yüce makamlara, âhu gözlü hûrilere, vildanlara, gılmanlara nail olurlar. Hak Teâlâ’ya hamd ve şükrederler. Ondan sonra cumar­tesi günü melekler, bütün halkı Hz. Âdem’in (a.s) huld cennetindeki ziyafetine davet ederler. Bütün halk oraya toplanır. Hak Teâlâ, Hz. Âdem’in (a.s) ziyafetine gelenlere hil'atler ve derecelerine göre taçlar verir.

Pazar günü melekler, “Bugün Hz. Nuh’un (a.s), naîm cennetinde ziyafeti vardır” diye nida ederler. Herkes orada toplanır. Hak Teâlâ, bu davete katılanlara türlü ikramlar ve ihsanlarda bulunur.

Pazartesi günü melekler, “Bugün Hz. İbrahim’in (a.s)  ziyafeti var­dır, orada hazır olun” derler. Herkes orada toplanır. Hak Teâlâ, türlü türlü ni­metler, taçlar, hil'atler ve ihsanlardan lütfeder.

Salı günü melekler, “Bugün Hz. Musa’nın (a.s) daveti vardır, hazır olun” derler. Halk orada toplanır. Hak Teâlâ, onlara türlü ikramlarda bulunur ve hediyeler lütfeder.

Çarşamba günü melekler, “Bugün Hz. İsa’nın (a.s) ziyafeti vardır, oraya buyurun” derler. Halk onun misafirliğinde toplanır. Hak Teâlâ onlara türlü ikramlar, nimetler, hil'atler bağışlar.

Perşembe günü melekler, “Bugün, Peygamberler Sultanı Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) tûbâ ağacının altında daveti vardır. Orada hazır olun” derler, insanlardan ve cinlerden kim varsa hepsi orada toplanırlar. Onlara hiçbir gözün görmediği, o zamana kadarki davetlerden daha üstün ikramlar, hediyeler, hil'atler ve nimetler bahşedilir.

Cuma günü olunca melekler, “Bugün davet Hak Teâlâ’nındır” derler. Bütün halk, Allah Teâlâ’nın cemalini müşahede etmek için adn cennetinde toplanır.

Ondan sonra Cenâb-ı Hak, onlara türlü nimetler, ikramlar verdikten son­ra, “Size vermediğim bir şey kaldı mı?” buyurur.

Onlar, “Evet yâ Rabbi! Sen bize cemalini göstereceğini vaat etmiştin” derler. Hak Teâlâ’nın emriyle, bin yıllık yol mesafesinde yüksekliği olan kızıl yakuttan bir minber getirilir ve Hz. İbrahim’e (a.s), o minbere çıkıp oradakilere hutbe okuması söylenir. O da minbere çıkar ve kendisine indirilen suhufları baştan sona kadar okur.

Ondan sonra Hz. Musa’ya (a.s), minbere çıkıp hutbe vermesi emrolunur. O da minbere çıkarak Tevrat’ı, başından sonuna kadar okur.

Ondan sonra Hz. Davud’a (a.s), minbere çıkıp hutbe okuması emredilir. O da minbere çıkıp, Zebûr’u başından sonuna kadar, yetmiş türlü güzel sesle okur.

Ondan sonra Hz. İsa’ya (a.s), minberine çık, ümmetine hutbe oku, denir. O da İncil-i şerifi başından sonuna dek okur.

Ondan sonra Peygamberler Sultanı, Habib-i Kibriya, Kıyamet Gününün Şefaatçisi, yani Ebü’l-Kasım Muhammed Mustafa Efendimiz’e (s.a.v) hitaben, “Ey habibim! Minberine çık, bütün resûllere, peygamberlere ve onların ümmetlerine ve kendi ümmetine hitabette bulun” buyrulur. Peygamber Efendimiz de (s.a.v), kızıl yakuttan bir minbere çıkarak evvel ve âhir bütün ilimleri oradakilere bildirir. Sonra Kur’an’ı, başından sonuna kadar öyle güzel bir sada ve öyle tatlı bir eda ile okur ki o zamana kadar kimse öyle güzel bir ses işitmemiştir. Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. Davud (aleyhimüsselam) da dahil, bütün kâmiller; Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (s.a.v) sesinin güzelliğinden, kendilerinden geçip hayran ve hayrette kalırlar. Sonra da Peygamberimiz (s.a.v) şu müjdeyi verir: "Allah Teâlâ, şimdi tecelli edip cemalini gösterecektir. ”

Ondan sonra Hak Teâlâ, perdeleri, oradakilerin gözünden kaldırarak ce­malini gösterir. Cemalullahı görünce herkes secdeye kapanır.

Allah Teâlâ’nın Cemalini Görmek

Bilmek gerekir ki Hak Teâlâ’yı görmek aklen mümkündür, imkânsız deni­lemez. Naklen de (Kur’an ve Sünnet’ten delillerle) vâciptir. Nitekim Hak Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Yüzler vardır ki o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rab’lerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir)”

Peygamberler Sultanı Efendimiz (s.a.v) de şöyle buyurmuşlardır: “Siz Rabb’inizi apaçık göreceksiniz.”

Câbir b. Abdullah (r.a) anlatıyor: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) huzurunda oturuyorduk. Gece gökte dolunay vardı. Resûl-i Ekrem Efendimiz, saadetle şöyle buyurdular: “Şüphesiz, siz şu ayı gördüğü­nüz gibi Rabb’inizi de benzersiz ve niteliksiz olarak görürsünüz."

Rıdvan Makamı
Kur'ân-ı Kerîm'de rıdvan kelimesi, rızanın en mükem­mel şekli anlamında kullanılmıştır.

"Rableri onlara rahmeti ve rıdvanı müjdeler."

Allah Teâlâ cennete girmeyi hak edenlere rıdvanı ver­meyi vaad etmiştir. Cennette her çeşit nimet vardır an­cak en büyük nimet rıdvandır. Bazılarına göre de rıdvan, yüce Allah'ın cemalini seyir halinin sürekli olmasıdır.

Cenâb-ı Hak, kendi rızasını Adn cennetlerinden daha üstün tutmuştur. Hâlbuki Adn cenneti, derece bakımından cennetlerin en yükseğidir. Bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Ve Allah onlara Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür."

Hz. Peygamber (s.a.v) de şöyle buyurmuştur: "Allah Teâlâ, kullarına tecelli eder ve buyurur ki: 'Ben­den isteyin!' Kullar da 'Rızanı isteriz ya Rabbii' derler."

Allah Teâlâ'yı müşahede ettikten sonra müminlerin Al­lah Teâlâ'dan rızasını talep etmeleri, rıza makamının en üstün olması sebebiyledir.

Hak Teâlâ cemaline nazar kılmaktan daha üstün bir mertebe yoktur. Kullar da Cenâb-ı Hak'tan, rızasını talep etmişlerdir. Zira Cenâb-ı Hakk'ın rızası, cemalini seyret­menin sebebidir. Sanki kullar, Rablerinin cemalini nazar nimetine nail olunca nihai gayeyi ve en büyük hedefi göre­rek onu talep etmiş oluyorlar. Cenâb-ı Hak'tan "Benden is­teyiniz!" emrini alınca; Cenâb-ı Hakk'ın rızasının, perdenin kalkarak cemali seyretmenin sebebi olduğunu anladıkla­rından, sadece bu müşahedenin devamını istemişlerdir. Nitekim Cenâb-ı Hak: "Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımız­da daha fazlası da vardır" buyurmuştur.

Müfessirlerin çoğu bu âyetin tefsiriyle ilgili olarak der­ler ki: Cennetliklere "daha fazlası" faslına açıklama olarak daha çok, Cenâb-ı Hakk'ın onlara karşı söylediği "Ben sizden razıyım!" sözüdür. Şu âyet-i kerîme de buna işaret eder: "Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür." Yani Al­lah'ın onlardan razı olması, içinde bulundukları bütün ni­metlerden daha büyüktür.,

Cennet Nimetlerinin Mahiyeti ve Çeşitleri

İmam Gazali (rah.) cennet ve nimetleriyle alakalı olarak şunları kaydetmektedir:

Bil ki felâketlerini, kederlerini, üzüntü ve acılarını öğrendiğin bu cehennem diyarının karşısında başka bir yurt olan cennet vardır. Onun insana neşe ve sevinç veren ebedî nimetlerini düşün! Zira bu iki yurdun birinden uzaklaşanın diğerine düşmesi kesindir.

Cehennem ehli için hazırlanan dehşet ve felâketleri düşünerek kalbine onun korkularını yerleştir ve cennet ehli için vaad olunan o nimetleri düşünerek ümit bağlarını kuvvetlendir. Korku kamçısını nefsine tattır ve ümit yularıyla kendini doğru yola çek. Ancak böylelikle o büyük ve ebedî nimete kavuşur ve acıklı olan azaptan kurtulabilirsin.

 Cennet ehlini düşün! Yüzlerinde parlayan cennet nimetlerinin verdiği parıltıyı, misk kokan içeceklerden içtiklerini, nefis beyaz incilerden yapılmış konutlar içinde kırmızı yakuttan yapılma minberlerde oturduklarını tefekkür et. Onlar cennette, harikulade güzellikteki yeşil halılar üzerinde yastıklarına yaslanarak şarap ve bal akan ırmakları seyrederler.

 

Etraflarını gılmanlar, vildanlar ve yüzü güzel, huyu güzel huriler sarmıştır. Onlar bembeyaz bedenleri, kırmızı dudak ve yanaklarıyla âdeta yakut ve mercan gibidirler. Onlara daha önce hiçbir insan ve cin el sürmemiştir. O huriler cennetin katmanları arasında gezinirler. Çalımlarıyla yürüdüklerinde şallarını yetmiş bin vildan omuzlar. Üzerlerinde beyaz ipekten çok güzel elbiseler vardır. Onları gören gözler hayret ve dehşet içinde kalır. Başlarındaki taçları inci ve mercanlarla kaplıdır. Nazlı, cilveli ve güzel kokuludurlar. Yaşlanmaz ve hastalanmazlar. Cennet bahçelerinin içinde, yakuttan yapılmış köşkler içinde örtünmüş sahiplerini beklemektedirler. Gözleri kocalarından başkasını görmez.

Sonra onlara ve hizmetçilerine, kâseler ve ibrikler içinde bembeyaz pınarlardan alınmış, içenlere lezzet veren içecekler ikram edilir. Kendilerine hizmette bulunmaları için âdeta saklanmış inciler misali hizmetçiler ve vildanlar emirlerine verilir. Bunların hepsi işledikleri sâlih amellerinin mükâfatıdır.

 Onlar güvenilir bir yerde; cennetlerde ve ırmakların kenarlarında, güçlü ve yüce Allah'ın huzurunda hak meclisindedirler. Orada pek kerîm olan Allah'ın cemâline bakar dururlar. Nimetin verdiği nurun ışıltısı yüzlerinde görülmektedir. Artık onlara ne bir toz konar ve ne de bir zillete duçar olurlar. Aksine artık onlar pek kıymetli kullardır. Rablerinin onlara vaad ettiği nimetler her taraflarından onlara gelir. İstedikleri her şey ebediyen elleri altındadır.

Onlar orada korkmazlar ve üzülmezler. Zamanın geçip gitmesi onları tedirgin etmez. Onlar cennetin nimetlerinden diledikleri gibi istifade ederler; onun lezzetli yiyeceklerinden yerler. Kimi zaman süt, kimi zaman bal ve bazan da taşı toprağı altın ve incilerden oluşan nehirlerden içerler.

Şaşılacak şeydir doğrusu! Şu vasfı, mahiyeti belli olan cennete güvendiği, onun ehlinin ölmeyeceğine kesin inandığı, en ufak bir bahçesinde dahi felâket ve musibetin olmadığını, ehlinin değişmeyeceğini ve yaşlanmayacağını bildiği halde insan, nasıl olur da harap olması mutlak şu fâni dünyaya muhabbet gösterir!

Yeminle söylüyorum ki, cennette sadece ölümden, açlıktan ve susuzluktan emniyette olmakla birlikte beden selâmeti de bulunsaydı, bunlar bile dünyayı terk etmeye sebep olarak yeterdi.

O cennet nasıl tercih edilmesin ki! Oranın halkı emniyet ve güven içindeki padişahlar gibidir. Bütün neşe ve eğlence verici şeylerden istifade ederler. Orada hoşlarına giden her şey mevcuttur. Onlar her gün arşın önünde kerîm olan Allah'ın cemâlini seyrederler. Cennetin nimetlerinde göremediklerini O'nun cemâlini seyredince elde ederler ve başka bir şeye iltifat etmezler.

 Onlar önlerinden nimetlerin yok olup gitmeyeceğinden emin bir şekilde cennetin nimetleri arasında gezinip dururlar. Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu: "Kıyamet günü bir melek şöyle seslenir: Artık burada hep yaşayacak ve hiç ölmeyeceksiniz. Daima sıhhatli olup hiç hasta olmayacaksınız. Hep genç kalıp asla yaşlanmayacaksınız. Her zaman refah içerisinde olup asla ümitsizliğe düşmeyeceksiniz."

(Bu hadisi şerif, şu âyet-i kerimede anlatılan mânadır:) "Ve onlara (cennetliklere) şöyle seslenilir: İşte bu, amelleriniz sebebiyle kazandığınız cennettir.'

 Ne zaman cennet ve onun vasıflarını öğrenmek istersen Kur'ân-ı Kerîm oku! Zira cennet hakkında Allah ve Resûlü'nün (s.a.v.) beyanlarından başkası doğru olmaz.

Cennetin mahiyeti ve vasıfları hakkında daha fazla bilgi edinmek istersen Rahman sûresinin kırk altıncı âyeti olan, "Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır" âyetinden başlayarak bu sûrenin sonuna kadar oku. Ayrıca Vakıa sûresi de bu konuda açıklamalar verilmektedir.

Eğer bu hususta hadis ve haber gibi kaynaklardan daha fazla tafsilât elde etmek istersen, önce kısaca bahsettiklerimiz üzerinde iyice düşün sonra detayına gir.

Cennet Ehlinin Vasıflarını ve Hallerini Anlatan Bazı Haberler

Üsâme b. Zeyd'den (r.a.) rivayet edilen bir hadiste Resûl-i Ekrem (s.a.v) ashabına şöyle buyrumuştur: "Dikkat edin, cennete ulaşmak için bütün gücüyle gayret edenler var mı? Cennet kendisinden korkulacak, sakınılacak bir yer değildir. Kabe'nin rabbine yemin olsun ki cennet, parlayan bir nur, sallanan bir reyhan, yüksek bir saray, akan bir nehirdir. Orada bolca olgun meyveler, güzel, süslü ve etrafına neşe saçan eşler, ebedî kalınacak olan bir makamdaki nimetler, yüksek, sağlam, güvenli ve aydınlık yurtlar vardır." Bunları dinleyen sahabeler, "Öyleyse bizler cennete girmek için var gücümüzle çalışırız" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v), "İnşallah deyin" buyurdular ve akabinde cihattan söz edip ona teşvik ettiler.

 Adamın biri Resûlullah'ın (s.a.v) yanına gelerek, "Yâ Resûlallah! Cennette at var mıdır? Zira ben atları çok seven biriyim" dedi. Resûlullah (s.a.v), "Eğer atları gerçekten çok seviyorsan sana orada kırmızı yakuttan bir at verilir ve onunla cennette dilediğin yere uçarsın" buyurdular. Bunun üzerine başka biri, "Yâ Resûlallah! Cennette deve var mıdır? Çünkü ben de develerden çok hoşlanıyorum" dedi. Resûlullah (s.a.v) şöyle cevap verdi: "Ey Allah'ın kulu! Eğer cennete girersen canının çektiği ve gözünün aradığı her şeyi bulabilirsin."

Ebû Saîd-i Hudrî (r.a) naklediyor: Resûlullah (s.a.v) buyurdu ki: "Şayet cennet ehlinden biri, çocuk sahibi olmak isterse, ona dilediği güzellikte ve surette bir evlât verilir. Onun bu isteği üzerine eşi o anda hamile kalır, doğurur ve dilerse o çocuk o saatte genç bile olur."

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Artık cennet halkı cennetteki yerlerine yerleştikleri zaman dostlar birbirlerini görmeyi arzularlar. Bunun üzerine oturdukları tahtları (aradıkları dostlarını bulmak üzere) onları gezdirmeye başlar. Bir müddet sonra birbirlerini bulurlar ve dünyada aralarında geçenleri konuşmaya başlarlar. Sonra biri, 'Kardeşim, hatırlasana! Hani o gün beraber oturup konuşmuştuk ve ardından Allah'a bizi bağışlaması için dua etmiştik de O'da bizi bağışlamıştı' der."

 Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Cennet halkının bedenlerinde tüy ve bıyık yoktur. Sakalları da bulunmaz. Tenleri beyaz, yapıları düzgün ve gözleri sürmelidir. Otuz üç yaşındadırlar ve Âdem'in (a.s) sûretindedirler, yani boyları altmış zira (yaklaşık otuz metre), enleri ise yedi zirâdır (üç buçuk metre)."

 Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Cennet ehlinden en düşük dereceye sahip olan kişinin seksen bin hizmetçisi ve yetmiş iki hanımı olur. Onun için San'a (Yemen) ile Câbiye (Dımaşk) arası büyüklüğünde yakut, mücevher ve incilerden müteşekkil bir kubbe dikilir. Bu hanım ve hizmetçilerinin her birinin başında taçlar bulunur ve bu taçlardaki en ufak inci tanesi doğu ile batı arasını aydınlatacak kadar güzeldir."

 Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "(Mi'rac gecesi) cennete baktığımda deve sırtı gibi büyük narlar gördüm. Kuşları da iri ve gösterişli idi. O sırada bir câriye gözüme ilişti. Ona, 'Ey câriye! Sen kimin içinsin?' diye sordum. 'Zeyd b. Harise için' dedi. O vakit cenneti seyrettiğimde, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmeyecek güzellikler gördüm.",

Kıssa: Bunun Neresi Cennet?

Büyük İslâm âlimi Hâfız İbn Hacer (rh.a), güzel giysiler içinde, haşmetli bir halde, büyük bir cemaatle birlikte bir pazaryerine uğradı. O böyle pazarda dolaşırken, pejmürde ve eski bir kıyafet içinde, yağlara bulanmış bir vaziyette zeytinyağı satan bir yahudi kendisine doğru yaklaştı, atının yularından tuttu ve,

- Ey Şeyhülislâm, siz Peygamberinizin, "Dünya mümin için bir zindan, kâfir içinse bir cennet gibidir" dediğini söylüyorsunuz. Şu halimize göre, sen hangi zindandasın, ben nasıl bir cennetteyim, diye sordu. İbn Hacer (rh.a),

- Ben, bir mümin olarak yüce Allah'ın bana ahirette hazırladığı nimetlerin yanında şu halimle sanki bir zindandayım. Sen ise eğer iman etmeden ölürsen, ahirette senin için hazırlanan azabın yanında bu halinle cennette gibisin, diye cevap verdi. Bu cevap üzerine yahudi, müslüman oldu.,

 

 

 

Cennete Gitmeyi İstemek

Enes b. Mâlik'ten (r.a) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Herkim cennete girmeyi Allah'tan üç kere isterse cennet,

- Ey Allahım! Onu cennete koy, der.

Her kim de üç kere cehennemden kurtulmak için dua ederse, cehennem,

- Ey Allahım! Onu cehenneme sokma, der."

Allah Teâlâ'dan dileğimiz, duamız bizi cehennemden kurtarması ve cennetine sokmasıdır. Cennette bize verilecek olan sadece din kardeşleriyle buluşmak ve onlarla bir arada olmak olsa da bu çok büyük bir hediye ve müjdedir. Nasıl olmasın ki, cennette müminler için hazırlanmış daha binlerce ikram vardır!

Mürşid-i Kamilden Maksat Allah Teala’nın Rızası ve Ahiret Mutluluğudur

Kâmil mürşidler takva yolunda imamlık yapmaktadır. Onların terbiyesine girenler, bu vesile ile Allah'ı (c.c.) tanıyıp bilmekte (marifetullah), Allah sevgisini öğrenmekte (muhabbetullah), samimiyeti elde etmekte (ihlâs), edep ve takva kazanmaktadırlar.

Bir insanın elde edeceği en güzel sonuç, iman ve güzel ahlâkı sayesinde yüce Rabb'inin rızasını kazanmasıdır. Bundan daha büyük bir keramet, daha devamlı bir saadet düşünülebilir mi?

Kâmil bir mürşidten böyle bir iman ve edep elde eden insan, dünyada iken Allah ve melekleri tarafından sevilir. Bu güzel hâl içinde ömrünü tamamlarsa, son anında Allah Teâlâ onun ruhunu karşılamak ve kendisine ilâhi nimetleri müjdelemek için meleklerini gönderir.

Böylece kul, ilâhi bir tat ve huzur içinde ebedî yolculuğuna başlar. Kabirde ise rahatlık onu bulur. Mahşerde rahmete kavuşur. Mizanda kolay bir hesapla kusurları affedilir. Sıratı kolay geçer. Cennette Allah'ın (c.c.) nur cemali ile şereflenir. Orada sevdiği Allah dostlarıyla beraber olur. Böylece ebedi mutluluğu bulur. İşte takva okulu olan tasavvufi terbiyenin meyvesi budur.

"Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip istikamet üzere yaşayanlar (var ya, ölüm ânında, kabirde ve mahşerde onların) üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vaat olunan cennetle sevinin. Biz dünya hayatında sizin dostunuz idik âhiret hayatında da sizin dostlarınızız. Çok affedici, çok esirgeyici Allah'ın bir ikramı olarak, canlarınızın her istediği orada size verilecektir. Ne isterseniz var orada."

Bütün bu sonuçların temelinde sahih iman, güzel niyet, salih amel ve yüce Allah'a güvenmek vardır. Bu yüzden insanlar bir mürşid terbiyesine girmek isterler. Bu sebeple kâmil bir mürşidi ziyaret ederler.

 

       
Hazırlayan : Bekir Aytaç
 

© Copyright 2017 | Sohbetleri Ve Kaynakları
««« www.fenafillah.com »»» sitesine aittir. Sohbet ve kaynaklar gerçek kaynaklardan kıyaslanmalıdır.
Gerçek kaynaklarının tespiti yapılmadan, sitemiz kaynak gösterilemez.